Bebeğin anne karnında kalbinin ilk attığı an…

Bebeğin anne karnında kalbinin ilk attığı an…

Bebeğin anne karnında kalbinin ilk attığı an…

Bebeğin anne karnında kalbinin ilk attığı an… Kalbin hayatla dolduğu o an… İnsan sadece bir kan pıhtısından ibaret iken… Sadece birkaç milimetre iken…  Hayatın o ilk sesinin duyulduğu an… Bir kalbin ilk sesi… Canımızın çekirdeğindeki ilk kıpırtı…

Kim duydu senin o ilk sesini biliyor musun?

Ben duydum…

Annen duydu…

Kalbimle duydum… Sezdim… Hissettim… Bildim.

Her annenin eli karnına gider o ilk kalp atışında… Hayat sadece o kalp atımından ibaret olur. Anne kalbi bile bir an susar, sadece bebeğine akar… Dünya sadece senin ilk sesindir o an… Emin ol öyle olur sevgili okuyucu… Bunu sana bilimsel olarak kanıtlayamam, istatistiğini gösteremem ama öyledir emin ol…

Kalbin ilk sesine bir ad yakışırdı aslında. O mucizeye bir isim vermiş olsaydık keşke.

Sonra benim dışımda atmaya başlar kalbin… Önce kollarımda, sonra yanı başımda, sonra uzağımda… Bazen çok çok uzağımda atar; ömrümü verdiğim o biricik kalbin çok çok uzaklarda çarpar…

Anneliğin cenneti, dünyada aldığın o ilk nefeste biter aslında… Dinle bak sana söylediğim ilk ninnileri… Kalbimin ağlayışıdır o ninniler… Seninle aramdaki göbek bağını, hayatın kanata kanata kesişinin iniltileridir… Dünyanın seninle benden ibaret olduğu bebeklik günlerine dönemeyecek olmanın hüznüdür… Bir ölümlü dünyaya getirmiş olmanın sezgisel bilgisi, bu tekâmülün ağıtıdır ninniler…

Dinle sana binlerce yıldır söylediğim ninnileri… Anadolu’nun kalbinden sana akan sesleri… Ölümün gözlerinin içine bir çok kez baktım ben. Belki bu yüzden ninnilerim de ayrı bir iç sızısıdır… Şefkat tüten bir ocaktır Anadolu… Bebeğine içli içli ağlayan bir ana… Hem de kaç dilde ağlıyorum bin yıldır…

“Nenni desem uyur mu ola/Üstüne güller gelir mi ola/Benim yavrum büyür mü ola/Uyu desem uyur mu ola/Benim yavrum büyür mü ola/Nenni nenni e kuzum nenni”…

İlk evine, ana rahmine düştükten  kaç zaman sonra attı kalbin ilk kez biliyor muydun? Tıp sana “bebek” demiyordu o zaman… “Cenin” bile demiyordu… Eline bir cetvel alıp bak n’olursun… 3 milimetrelik bir kan pıhtısıydın sadece… Minicik bir tohumda saklanmıştın… Sonra doğdun, sonra seni hayata bıraktım…

Sana, senin ve benim kalbimin seslerinden yazdığım sesnâmedir bu, anlayan, dinleyen, hisseden okur… Kalbinin ilk notalarıyla söylediğim bir ninnidir… Bütün dünya bu ilk sesi duysun diye kanatlanan bir güvercindir…  Dünyanın bu ilk sesi duymaya ihtiyacı var… Bu mucizeyi anlamaya…

Bir isim veririz belki artık, sadece annelerin duyduğu bu sese, unutulmayacak bir isim…