Korkunun bir sesi var mı?

Korkunun bir sesi var mı?

Korkunun bir sesi var mı?

Korkunun bir sesi var mı?

Var.

Sevincin, neşenin, iç burulmasının sesi var mı? Var!

Her duygunun sesi var…

Senin korkunun sesi nasıl sevgili okur? Korktuğun zaman içinde tınlayan bir melodi var mı? Binbir korkumuz var, senin korkularının sesleri aynı mı?

Bazen öyle bir korkarsın ki, sanki bir çocuk, kafeste çırpınan bir kuş gibi içinin duvarlarına çarpa çarpa düşer. Düşünce “ölüm gibi bir şey olur”* ama ölmezsin. Hayatta kalmış olmana inanamazsın. En son böyle ne zaman korktun? 15 Temmuz** gecesi mi? Sabah dünyanın tüm kuşları, içindekilerle birlikte sustuğunda ruhunda nasıl bir ses vardı? Var mıydı bir ses, bir melodi?

Kontrbası*** bilir misin? Bas da derler, yaylı çalgıların en büyüğüdür; hatta kemanın dedesi de denir. Koca adam boyudur 1.80’lik haliyle. Ben o sabah içimdeki melodi neye benziyor diye baktığımda farkettim, kontrbasın “mi” teli için bestelenmiş gibiydi. Sonra sana anlatmak için araştırma yaparken öğrendim ki dinleyen okur, besteciler zaten yüzyıllardır korku temalarına beste yaparken, mi-fa gibi ikili aralıkları ve basları çokça kullanırmış. Demek ki, bazı korkularımızın sesi hepimizde aynı tınlıyor. Kadim korkuların sesi özellikle. Mesela ölümden korkmanın, sevdiğini kaybetmekten korkmanın sesi… Sonra sevgili okur, korku filmleri müziklerini dinledim günlerce. Ve içimdeki melodinin benzerini buldum. Sen hatırlarsın o filmi,  “Katil köpekbalığı Jaws” filminin müziği, benim 15 Temmuz gecesi korkumun sesine çok benziyordu. Sen de o gece çok korktun mu?

Korkunca, korkuyu ilk tanıdığın yaşa dönersin, ilk kez korktuğun o yaşa. Korktuk mu hepimiz çocuk oluruz. Bir de aşık olunca! İşte o zaman sanki bir çocuk, içinin bahçelerinde kelebek kovalar, başını geriye verip gökyüzüne gülücükler atar. Korkuyu ilk tanıdığın yaş, aşkı da tanıdığın yaştır aslında. Aşkın tesellî, ilaç ve tamamlanmak olması bence taa oralardan gelir. Allah’a, anneye, babaya, birine sığınınca tanırız aşkı; aşkın verdiği şifâyı o zaman öğreniriz. İnsanın insana duyduğu aşkın tuhaf, karmaşık bir şey olması sanki korkularla ilgili. Bilmiyorum sevgili okur, sence de öyle mi?

Aşk, hep o ilk tesellî ânının arayışı değil mi aslında? Eğer, ilk korkunda seni teskin edecek şefkatli bir el olmamışsa, ruhunda fazladan yaralarla gezersin. Ama nihayetinde aradığımız, hepimizi iyileştirecek aşk değil mi?

O gece üzerimize bombalar yağarken, ruhumuzda açılan yaralara merhem olan da aşk değil miydi sence sevgili okur? Bize uzanan o şefkatli el,  kurşunlara hedef olmayalım diye üzerimize kapanan kollar aşka ait değil miydi? Gözyaşlarımı silen, oğlumu bana bağışlayan aşk değil miydi? Ömer’in , Abdullah’ın, Erol’un, Mustafa’nın bana, sana, doğmamış çocuğa, toprağa duyduğu aşk korumadı mı bizi?  Aşkı yeniden tanımadık mı o gece sevgili okur? Demet’in, Kübra’nın, Zeynep’in ana kucağına sığınmadık mı o gece? Onlar üzerimize kapandığı için hayatta kalmadık mı?

Artık ölmeyeceğiz sevgili okur. Söz veriyorum ölmeyeceğiz! Aşk var çünkü. Aşk var…

Hepimizi iyileştirecek aşkın da bir sesi var mı?

Var sevgili okur.

Hadi bak içine…

Duy aşkın sesini. Duy, içinde çalan melodiyi.

Sarıl o sese. Hiç bırakma!

*Özdemir Asaf’ın “Ölüm gibi bir şey oldu ama kimse ölmedi” dizesinden esinle…

**15 Temmuz 2016 tarihinde, Türkiye’de ordunun içine sızmış Fetullahçı Terör Örgütü üyeleri bir darbe girişiminde bulundu. Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) başta olmak üzere devlet kurumlarına ve halkın üzerine bombalar, kurşunlar yağdırıldı. Hükümet, darbeye karşı sokaklara çıkan halkın büyük desteğiyle darbe girişimini bastırdı. Gecenin sonunda ve sonrasında 241 kişi şehit olmuş, bin 500’ü aşkın kişi de yaralanmıştı.

*** Müzik ile ilgili bölüme katkılarından dolayı sevgili dostum, Piyanist ve Akademisyen Elvan A. Uluçınar’a teşekkür ederim.

Şirin Sümer