MİLLET OLMA BİLİNCİ, DEMOKRASİ KÜLTÜRÜ VE RADYO

MİLLET OLMA BİLİNCİ, DEMOKRASİ KÜLTÜRÜ VE RADYO

MİLLET OLMA BİLİNCİ, DEMOKRASİ KÜLTÜRÜ VE RADYO

“Bir millet tek bir insan ve tek bir ruh olabilmelidir” diyor, Victor Hugo. Milletimiz; kadim geçmişinde defalarca yaptığı gibi, içinden geçtiğimiz zor ve sıkıntılı süreçte “bir ve beraber” olmanın/olabilmenin muhteşem örnekliğini bir kez daha tarihe not düşürdü.
Millet, bir vatan üzerinde yaşayanların ve bu insanları birbirine bağlayan müştereklerin; yani dil, din, tarih, ortak ideal ve amaçların tümünü ihtiva eden bir kavramdır. Bu kavramın sürekliliği sağlam bir bilincin varlığına bağlıdır. Tarihin akışına bakıldığında, bunu başarabilmiş milletlerin çok sınırlı sayıda olduğunu görebiliriz. Bu bilinç düzeyine uzak olanlarsa aynı toprak üzerinde yaşayabilirler, dil, din, tarih, kısaca aynı kültürü paylaşıyor olabilirler, ancak bir dostumun ifadesiyle ”Millet olma bilincine erişerek, tek bayrağın altında toplanabilme becerisini göstermek, hiç kolay değildir.” Milletimiz işte bunu başarabilme istidadını tarihi, kültürel ve inanç derinliğiyle inşa etmiş, geliştirmiş ve bir refleks haline dönüştürebilmiştir. 15 Temmuz darbe teşebbüsü sırasında yaşadıklarımız tamda bu söylemek istediklerimizin muhteşem bir ispatıdır. O gün ve arkasından gelen günlerde milletimiz tek bir insan, tek bir ruh gibi hareket etmiştir. Demokrasisine yönelik saldırıyı, cesareti ve medyanın etkinliğini kullanma becerisi ile bertaraf etmiştir.

Bunu biraz daha açmamız gerek diye düşünüyorum. Demokrasi, bugünkü kıvamına Avrupa’da büyük mücadeleler ve bedeller ödeyerek ulaşmıştır. Modernleşme sürecinde, Orta Çağ’dan kalma krallıklar ve derebeylikler yerine, “millet” adı verilen sosyal grup temel alınarak, “millet egemenliğine dayalı demokratik devlet yönetimleri” gelişti. Demokrasi, bünyesindeki çoğulculuk, çok seslilik, renklilik ve farklılıklara imkân tanıma, özelliği ile milletin kendini gerçekleştirmesinde adeta kurucu unsur oldu. Zira demokrasi ihtilaflardan değil, ittifaklardan beslenen bir muhteva taşımaktaydı. Ayrıca Demokrasi, toplumların fertlerinde “ötekine/diğerine” farkındalık oluşturulmasında özgür bir vasatı da yedekledi.

Bunda da başat rolü medya ve onun işitsel, görsel ve yazılı bileşenleri aldı. Medya modern dünyada herkesin gören gözü, işiten kulağı ve söyleyen dili olmaya adaydı ve rakipsizdi. Öyle de oldu.
Demokratik yönetimler, medyatik yönelimlerle, milletlerin ortak değerlerini keşfetme ve yer yer inşa etme unsuru oldu. İşte 15 Temmuz darbe teşebbüsü bu anlamda Türk medyasının bir turnusol kâğıdı oldu. Medya desteği eksik kalsaydı o hain teşebbüs başarılı olma şansını yükseltirdi. Şükür ki korkulan olmadı.
Medyatik ve demokratik bir çağdayız. İşte tam burada da “radyonun” öncü ve yaygın dili, demokrasinin imkânlarından, milletin değerler inşasına uzanan gümrah bir mecra oldu. Bin bir sesin milyonlarca kulağa, oradan dimağa akmasına “radyonun gücü” ile ulaştık. Demokrasi seçme iradesini “siyasal ve sayısal” olarak nasıl tüm toplumda eşitledi ise radyo da “statü ve gelir” farklılıklarını eşitleyerek/aşarak, insanın olduğu her eşikten özgürce girebilmeyi başardı.
Demokrasinin “seçme ve seçilmede” açtığı çığırı radyo “dinlemede ve söylemede” ilerleten, geliştiren birincil medya unsuru oldu, olmaya da devam ediyor.

Dr. Süleyman Erdal | Başkan