Onun içindir ki ne temeli sarsılır, ne gövdesi bükülür. En büyük hainlikler karşısında bile milletini arkasına alıp gözünü kırpmadan yürür. Takvimler 15 Temmuz’u gösterdiğinde de bu köklü kurum, kapkaranlık güçlerin hain emellerine ulaşabilmeleri için hedef olmuştu o gece…

 

Tarihe kara bir leke olarak düşen o gece, TRT’nin düzenlediği Genç İletişimciler Ödül Töreni için Bahçelievler Arı Stüdyosu’nda bulunuyorduk. Program başlamış ve canlı yayın normal seyrinde devam ederken ani gelişen ve normal sayılamayacak bir hareketlilik belirdi. Törende bulunan Genel Müdürümüz Sayın Şenol Göka ve Radyo Dairesi Başkanımız Sayın Amber Türkmen, hızla fuaye alanına yöneldiler. Biz de çok geçmeden yanlarına gittik. Genel Müdürümüz telefonla konuşuyor fakat olağan dışı bir şeylerin olduğu yüzüne yansıyordu. Yolunda gitmeyen bir şeyler vardı ancak ne olduğu konusunda fikir yürütmek imkânsızdı. Radyo Dairesi Başkanımız hafif bir göz temasıyla bizleri yanına çağırdı, tüm yayınların acilen Ankara Radyosu’na alınması ve derhal radyo binasına ulaşmamız gerektiği konusunda talimat verdi. Bu sıradan bir günde duyulması mümkün olmayan çok kritik bir talimattı. Neler oluyordu? Neden böyle bir talimat almıştık? Sayın Amber Türkmen sakinliğimizi korumamızı isteyerek merakımızı giderecek ilk bilgiyi paylaştı. Yükselen nabzımız ve artan telaşımız ne yazık ki boşa değildi. Güzelim ülkemiz haince ve asırlar boyu lanetle anılacak bir “kalkışma hareketi” ile karşı karşıyaydı. Bu talimat âdeta millî iradeye karşı yapılan alçakça saldırıya karşı bir direnişin de ilk tohumuydu. Genel müdürümüz ve başkanımız “Hepimiz kurumumuzun, görevimizin başına gidiyoruz” diyerek âdeta bir ok gibi fırlayıp araçlarına bindiler.

“Bu bir korsan bildiridir, itibar edilmesin!”

Artık yapmamız gereken tek şey kalmıştı. O da radyo binamıza hızlıca ulaşmak ve canımız pahasına da olsa “evimizi” korumak, hainlere radyo binamızı ve yayınlarımızı teslim etmemekti.

Ankara Radyosu Müdürü Dr. Merdan Güven ile birlikte ivedilikle radyoevimize ulaştık. Talimat gereği İstanbul yayınını Ankara’ya aldık ve yayınımızı kesintisiz sürdürmeye devam ettik. Bir yandan gelişmeleri takip ediyor, diğer yandan yetkili birimlerin resmî güncel açıklamalarını merakla bekliyorduk. Ankara semalarında insanı sağır eden sesleriyle korku salan savaş jetleri uçuyor ve bu sesler bizi bir bilinmeze sürüklüyordu. Türkiye, 15 Temmuz gecesi tarihin en kritik günlerinden birini yaşıyordu. O kaygı dolu saatlerde aklımıza ne annemiz, ne babamız, ne de çocuklarımız geliyordu. Normal şartlarda aklımızdan çıkmayan canımızdan evla gördüğümüz yakınlarımızı unutmuş, sadece ve sadece vatanın bekasını düşünür olmuştuk.

İşte tam da o esnada TRT Haber ekranından darbe bildirisinin okunduğunu gördük. Biliyorduk ki kısa bir süre sonra ikinci hedef Ankara Radyosu olacaktı. Çok geçmeden beklenen telefon geldi. Genel Müdürümüz Sayın Şenol Göka telefonun diğer ucunda kararlı ve net bir dille “Bu bir korsan bildiridir kesinlikle itibar edilmesin” diyor, topyekûn seferberlik ilân ediyor, Kurumumuzun tüm kadrolarını, kayıtsız şartsız göreve davet ediyordu. Sonunda ölüm dahi olsa, hainlerin radyo binasına girişlerine izin verilmemesini istiyordu. İşte bu talimatın sonrasında hepimiz, kaybedilmesi de kazanılması da bizim ellerimizde olan bir hain savaşın silahsız kuvvetleriydik artık.

Radyonun tüm güvenlik birimleri göreve çağrıldı ve bina ışıklarının tamamı karartıldı. Radyoya ulaşan tüm yönetim kademesiyle Ana Kumanda merkezinde toplanarak alınabilecek tedbirler üzerinde planlamalar yaptık. Böyle zamanlarda biliyorduk ki, telaşın ve küçücük bir hatanın bedeli çok ağır olabilirdi. Her ne olursa olsun yayın asla kesilmemeli ve Ankara Radyosu hainlere teslim edilmemeliydi.

Ailelerimizi aradık ve helallik istedik, âdeta tek yürekte onlarca beden olduk. O sırada darbeci hainlerden biri yayın şefliğimizi arayarak TRT Haber’e bağlanıp bildiriyi radyodan da yayımlamamızı istedi. Sert bir dille bu isteği reddettik. Bizler Ankara Radyosu’na yapılacak olası bir saldırıyı bertaraf etmeye çabalarken TRT ekranları karartıldı. TRT Oran Yerleşkesi’ndeki arkadaşlarımız bizi arıyor ve Genel Müdürümüzün çatışmanın tam ortasında mücadele ettiğini, her an bir kurşuna hedef olabilecek durumda olduğunu söylüyorlardı. Radyo Dairesi Başkanımız ise bizimle sık sık iletişime geçerek TRT Oran’da yaşananları aktarıyor ve bir yandan da Genel Müdürümüzün can sağlığı ile ilgili kaygılarımızı gidermeye çalışıyordu. Bizi ayakta tutmak için Genel Müdürümüzün iyi olduğunu söylese de, silah ve patlama sesleri arasından Genel Müdürümüzün canını hiçe sayarak “Gerekirse öleceğiz ama dönmeyeceğiz” sözlerini net bir şekilde duyabiliyor, ölümle burun buruna olduğuna bizzat şahit oluyorduk. Bunun üzerine Başkanımız Amber Türkmen “Hakkınızı helal edin arkadaşlar, bu vatan için ölmek şereftir. Gazamız mübarek olsun!” dedi. İşte o an, yazıya dökülemeyecek kadar duygulandığımız ve karşılıklı olarak ne için savaş verdiğimizi idrak ettiğimiz andı. Kısa süreli yaşadığımız duygusallıktan çıkmamızı sağlayan Başkanımız, stüdyo mikrofonlarımızı o anda yayın yapan herhangi bir televizyon kanalının ekranına yanaştırarak radyo aracılığıyla halkın bilgilendirilmesi talimatını verdi.

“Kararlığımızı test etmeye kimsenin gücü yetmez!”

Bir ses, bir çağrı bekliyorduk hepimiz. Cumhurbaşkanımızı merak ediyorduk. O dakikalarda muhteşem bir gelişme oldu ve birdenbire yüreğimizi ferahlatan o ses, o görüntü belirdi CNN Türk ekranında. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan, FaceTime aracılığı ile gerçekleştirdiği bağlantıda darbecilere hiçbir şekilde imkân tanınmayacağını, kararlılığımızı test etmeye kimsenin gücünün yetmeyeceğini söylüyor ve o tarihî çağrısını yapıyor, milletimizi sokağa, havalimanlarına çıkmaya davet ediyordu.

Bu tarihî çağrı üzerine Bedir ruhu gibi bir kişi bin kişi oldu, çelik duvarlardan aştı, bayrak gibi en ön safta dalgalandı. Böyle manzaraları kimi tarih kitaplarında okumuştu, kimi babasından, kimi dedesinden dinlemişti ama yaşamamıştı hiç. Yaşamasa da o ruhu biliyordu, hem de iliklerine kadar biliyordu. Bu fırsat her zaman çıkmazdı karşısına ve herkese nasip olmazdı. Kimi evde çocuğunu bıraktı gitti, kimi doğum sancısı tutmuş karısını, kimi yaşlı anne babasını bıraktı gitti. Herkes kendince cevap verdi o çağrıya. Kimi elinde bayrak, kimi dilinde tevhit dikildi zulmün karşısına, devletinin etrafında etten duvar ördü, mesele vatan olunca gerisinin yalan olduğunu gösterdi.

İlerleyen dakikalarda genciyle, yaşlısıyla, kızıyla, oğluyla, torunuyla millî iradeye sahip çıkan milletimizin TRT Oran Yerleşkesi’ne ulaştığı haberini aldık. Halkla birlikte mücadele veren, darbecileri ikna etmeye çalışan ve halkı itidalli olmaya çağıran Genel Müdürümüz bu süreç içerisinde diğer televizyon kanallarına demeçler veriyordu. Biz de bu esnada Genel Müdürümüz ve Başkanımızdan aldığımız talimatla, içimizdeki demokrasi coşkusuyla radyomuzu savunmak için girişe barikatlar kurduk, bütün güvenlik önlemlerini daha da artırdık. Gözümüz kulağımız Oran Yerleşkesi’nden gelecek güzel bir haberdeydi. Darbe girişiminde bulunan hainlerin Ankara Radyosu’na doğru ilerlediğini duyan halkımız da bizimle omuz omuza radyomuzu savunmak için TRT Ankara Radyosu’na geldi; kısa süreli bir arbede yaşandı ve camlarımız kırıldı. Vatandaşımızı güvende olduğumuza ikna ettikten kısa bir süre sonra da Genel Müdürümüzden TRT’nin darbecilerin elinden alındığı haberini aldık, işte o an vatandaş ve radyo çalışanları birbirimize sarılarak gözyaşlarına boğulduk. Tarifsiz bir mutluluk ve coşkuydu yaşadığımız.

Etrafımızda kenetlenen milletimize yürekten teşekkür!

Tarihe kara bir leke olarak geçen o gece, milletimiz âdeta genlerinde var olan, bütün mukaddesatı ve maneviyatı uygulamalı olarak ağır çekimde tüm dünyaya gösterdi. Öyle güzel destanlar yazıldı, öyle güzel kahramanlar vardı, öyle güzel şehit olundu ki; gören ağladı, duyan ağladı…

Hüzünlendi millet. Hüzün ama gururlu bir hüzündü bu. Artık hepsinin çocuklarına, torunlarına anlatacak anlı şanlı bir hikâyesi vardı; kiminin mezar taşında, kiminin kolunda bacağında, kiminin yüreğinde gururla taşıyacağı bir şeref madalyası olarak…

Başta gösterdiği cesaret örneği ve bir yandan da bize verdiği direnme gücü için Genel Müdürümüz Sayın Şenol Göka’ya, her saat bizi arayıp bilgilendiren, metanetli olmamıza vesile olan ve kriz yönetimini başarmamızı sağlayan Radyo Dairesi Başkanımız Sayın Amber Türkmen’e, verilen talimatları başarıyla uygulayan Ankara Radyosu Müdürümüz Dr. Merdan Güven’e, canlarını hiçe sayarak kalelerini savunmak uğruna radyolarına koşan Radyo Müdür Yardımcılarımız Yaşar Bulut ve Ahmet Kadri Uğur’a, Ankara dışında olmasına rağmen sabaha dek telefon aracılığıyla bize destek ve moral kaynağı olan Program Müdürü Murat Altunkaynak’a, tüm güvenlik önlemlerini başarıyla alan ve uygulayan İdari İşler Müdürü Murat Güzel ve güvenlik personeline, ana kumandada olağanüstü performans gösteren teknik personele  ve 15 Temmuz gecesinden 16 Temmuz şafağına kadar etrafımızda kenetlenen milletimize yürekten teşekkür ediyoruz. Allah milletimize böyle kara geceler yaşatmasın.