Doç. Dr. Besim Yıldırım

Doç. Dr. Besim Yıldırım

Doç. Dr. Besim Yıldırım

Radyo Yayıncılığının Yapısal Dönüşümü: Kısa Bir Değerlendirme

Toplumsal yapının bir parçası olan radyo, gelişim süreci içerisinde söz konusu yapıyı etkilediği gibi kendisi de toplumsal yapıdaki dönüşümlere bağlı olarak yayın, yapım aşamalarında ve içeriklerinde belirgin bir dönüşüm yaşamıştır.

Son yıllarda bilgi ve iletişim teknolojilerindeki gelişmelerden en hızlı etkilenen sektörlerden biri medya olmuş, bu yenilikler sonucunda iletişim endüstrisi yeni platform ve uygulamalarla yeniden yapılanma içerisine girmiştir. Medya sektörü açısından özellikle 1980’lerden itibaren değişen sermaye yapısı ile küreselleşme ve deregülasyon gibi unsurların etkisi ile yeni bir süreç başlamıştır. Enformasyon ve iletişim teknolojilerinin gelişimiyle birlikte bu süreçte şirket birleşmeleri ve satın almalar önemli oranda artmıştır. Büyük şirketler açısından enformasyon ve iletişim teknolojileri hem üretimin ve satışın küreselleşmesini kolaylaştıran yeni bir teknolojik temeli mümkün kılmış, hem de gelişmekte olan ve az gelişmiş ülkelerdeki ekonomik yapıların dünya kapitalist ekonomisi ile bütünleşme sürecini hızlandırmıştır.

Yeni iletişim ortam ve teknolojilerinin ivme kazanmasıyla, birçok farklı alanda sosyal ve ekonomik açıdan köklü değişiklikler olmasının yanında medya sektöründe, iletişim araçlarının bilgisayar sistemleri ve telekomünikasyon teknikleriyle yöndeşmesi, sayısal teknolojinin iletişim araçlarında sağladığı hız, depolama, çeşitlilik, veri, görüntü, ses ve metnin bir arada daha verimli bir şekilde kullanıldığı multimedya endüstrisiyle birlikte iletişim örgütlerinin organizasyon yapıları, içerik üretimi ve sunumunda bir takım değişiklikler olmuştur.

Yukarıda ana hatlarına değinilen gelişim süreci kapsamında  ‘radyo yayıncılığındaki yapısal dönüşümler’ de önemli bir boyutu oluşturmakta ve bu yazının da odak noktasını teşkil etmektedir. Bu bağlamda ilk olarak radyonun gelişim sürecine yönelik çok kısa bir tarihçe verildikten sonra üretim, iletim ve yeni hizmetler çerçevesinde sayısal teknolojilerin radyo yayıncılığında neden olduğu değişimler aktarılacaktır. Böylelikle radyo yayıncılığındaki yapısal dönüşümler, 1980’lerden itibaren tüm dünyada etkin olan neoliberal politikaların yol açtığı yeni iletişim ortam ve araçları üzerinden ele alınacak ve bu yöndeşme ortamının radyo yayıncılığındaki sonuçları incelenecektir.

Toplumsal yapının bir parçası olan radyo, gelişim süreci içerisinde söz konusu yapıyı etkilediği gibi kendisi de toplumsal yapıdaki dönüşümlere bağlı olarak yayın, yapım aşamalarında ve içeriklerinde belirgin bir dönüşüm yaşamıştır. Radyo, 1900’lü yılların başından itibaren başlayan serüveninde özelikle Birinci Dünya savaşı yıllarında radyo vericileri ve telsiz-telefon teknolojisinin askeri amaçla kullanılmasıyla önemli ölçüde teknolojik ilerlemeler kaydetmiştir. Savaşın bitimini takip eden yıllarda haberleşme amaçlı kullanımının yanında özellikle bu teknolojinin gelişimi için para ve emek harcayan kuruluşların da desteğiyle önce Amerika’da sonrasında ise Avrupa ülkelerinde radyo yayıncılığı hızlı bir şekilde gelişmiştir. 1920’lerde ise askeri amaçlarla üretilen teknolojinin savaş sonrasında ticari olarak kullanılması ve geliştirilmesinin sonucu olarak ilk düzenli yayın yapan radyo istasyonları kurulmuştur. Gazeteler gibi okuma yazma gerektirmeyen ve daha az eforla takip edilebilme özelliğiyle kitlelerin ilgisini çeken radyo, kısa sürede toplumdaki en önemli kitle iletişim aracı haline gelmiştir. İlerleyen yıllarda radyo yoğun bir biçimde önce Sovyetler Birliği’nde kitlelere yeni sosyalist sistemi anlatmak ve eğitim vermek, sonrasında ise gerek Amerika, gerek Almanya ve gerekse diğer ülkelerde propaganda ve eğitim amaçlı kullanılmıştır.

1990’lı yıllarda neoliberal politikaların etkisiyle her alanda olduğu gibi Türkiye’de ilk özel radyolar kurulmaya başlanmış ve radyo yayıncılığında dönüşümler hız kazanmıştır.

 

Türkiye’de ise radyo yayıncılığı, sosyal, siyasal ve ekonomik anlamda birçok sıkıntı yaşamasında rağmen, 1926 yılında başlamıştır. İlk yıllarında Türk Telsiz Telefon Anonim Şirketi (TTTAŞ) isminde özel bir şirketin eliyle yürütülen radyo yayınları, 1930’lu yılların ortalarında bu kuruluşun sözleşmesinin bitimiyle, devlet eliyle devam ettirilmiştir. 1963 yılına kadar bu şekilde devam eden radyo yayınları 1964’te TRT’nin kurulmasıyla özerk bir yapıya kavuşmuştur. Ne var ki bu özerklik ve oluşturulan demokratik yayıncılık anlayışı 1972’de askeri darbe sonrasında kesintiye uğramıştır. 1990’lı yıllarda ise neoliberal politikaların etkisiyle her alanda olduğu gibi Türkiye’de ilk özel radyolar kurulmaya başlanmış ve radyo yayıncılığında dönüşümler hız kazanmıştır.

Yukarıda bahsedilen kısa bir tarihçe bile radyo yayıncılığının, iletişim teknolojilerindeki ilerlemelerden etkilenen ve değişime ayak uyduran dinamik bir araç olduğunu göstermektedir. Öyle ki radyo kendine has özellikleri ve değişime ayak uydurma potansiyeli ile içerik üretiminde farklı politikalar izleyerek her dönemde gündelik rutinin bir parçası olmayı başarabilmiştir. Bu yönüyle radyo günümüzde belki insanların dinlemek için bir araya geldikleri bir araç olmayabilir ama taşıt içinde, yolculuklarda, spor yaparken, yürürken, çalışırken kısacası her hangi bir günlük aktivite esnasında ses olarak arka planda yer alması yönüyle insan ile daha fazla iletişim içinde olabilen ‘samimi’ bir ortamdır. Üstelik bir kitle iletişim aracı olarak hızı, kullanım kolaylığı ve ulaşılabilirliği radyoyu diğer pek çok kitle iletişim aracına göre üstün kılmaktadır.

Teknolojik gelişmeler çerçevesinde iletişim alanında meydana gelen yöndeşme süreçlerine başarılı şekilde entegre olabilen radyo, hem üretim hem de tüketim aşamasında oldukça ciddi bir yapısal dönüşüme uğramıştır. Özellikle sayısal iletişim teknolojilerinin ortaya çıkardığı yeni mecralarda, değişen iletişim ortamının yeni kurallarına hızlı bir şekilde uyum sağlayarak konumunu güçlendirmiştir.  Nitekim değişen iletişim ortamındaki rolü giderek artan dinleyici, daha da aktif konuma gelmiştir. ‘Etkileşim’, ‘asenkron iletişim’, ‘kişiselleştirme’ gibi yeni medya özellikleri bağlamında tıpkı iletişim alanında olduğu gibi, dinleyici unsurunda da yöndeşme eğilimleri baş göstermiştir. Öyle ki ‘dinleyici’, İnternetle birlikte artık sadece dinlemenin ötesinde ‘kullanıcı’ya dönüşmüş, hatta içerik üretimindeki payının da dikkate alınmasıyla ‘prosumer’ (üretüketici) olarak adlandırılmıştır. Yine bu yöndeşme ortamında yayıncılık, büyük kuruluşların tekelinden daha küçük girişimlere doğru kaymış, içerik ve erişim çeşitliliği açısından tüketiciye geniş bir yelpaze sunmuştur. Diğer yandan sayısal iletişim teknolojilerinin radyo yayıncılığındaki (dinleyici bazında) bir diğer önemli açılımı ise; hemen herkesin yayıncı olabilmesi ve internet üzerinden yayın yapan radyo istasyonlarının zaman ve uzam kısıtlarını kırabilmesi ve hatta sosyal kontrol ve denetim mekanizmalarının yayıncılığın önüne koyduğu birçok engeli büyük ölçüde aşabiliyor olmasıdır.

 

İnternetin bir iletişim mecrası olarak kullanılmasına dayanan ‘İnternet üzerinden radyo yayıncılığı’, genel itibariyle iki biçimde gerçekleşmektedir. İlki; geleneksel karasal yayın gerçekleştiren radyo istasyonlarının, yayınlarını olduğu gibi İnternet üzerinden dinleyicilere ulaştırmalarından ibaret olan yayınlarıdır. Bu tür radyolar; ‘eş zamanlı radyo’ (simulcasting), ‘çevrim içi radyo’ (online radio- radio online) ya da ‘İnternet radyosu’ olarak adlandırılmaktadır. İnternet üzerinden radyo yayıncılığının ikinci biçimi ise, doğrudan ve sadece internet üzerinden yayın yapan radyolardır. Bu türdeki radyolar ise; ‘Net-Radyo’, ‘WEB-Radyo’, ‘Sadece Net Radyo’, ‘Radyo Akışı’ (Streaming Radio), ‘E-radyo’, ‘İnternet üzerinden yayıncılık’ (WEB Casting) gibi çeşitli tanımlamalarla adlandırılmaktadır.

Gelişen teknolojiler çerçevesinde kişisel müzik depolama imkânlarındaki artış ve hızla yayılan kişisel müzik çalarlar, içerik anlamında en önemli materyal olan müziğin radyodan ayrıştırılmasına olanak sağlasa da, yayınlarındaki çeşitlilik ve birçok platformda kullanılan esnek bir araç olması, radyonun dinleyiciyi elinde tutmasında önemli bir etken olmuştur. Bununla birlikte radyo, yeni iletişim ortamlarının bir getirisi olan çoklu ortam fırsatını kullanarak dinleyicilerin dikkatini çekmeyi başarmıştır. Sayısal iletişim teknolojilerinin, üretim ve iletim teknikleri çerçevesinde sağladığı dinler-kitleyle iletişimdeki yeni olanaklar, radyo yayıncılığının kronikleşen sorunları açısından önemli çözüm yolları sunmaktadır.

Radyo yayıncılığının geleneksel biçimini değiştiren uydu yayıncılığı, kablolu yayıncılık ve İnternet gibi sayısal teknolojiler, FM ve AM gibi geleneksel yayıncılık tekniklerine sıkışan radyo yayıncılığına oldukça geniş alternatifler sunmaktadır. Bu teknolojilerin sunmuş olduğu olanaklarla artık radyo yayıncılık piyasasında ‘mümkün olan en çok dinleyiciye ulaşmak’ yerine, ‘dinleyicilerin/kullanıcıların farklılıkları çerçevesinde yeni hizmet potansiyelleri oluşturmak’  gibi amaçlar dikkate alınmaktadır. Yöndeşmenin olağan bir sonucu olarak kabul edilen bu durumun İnternette gözle görülür bir şekilde vücut bulduğunu söylemek mümkündür. Sektörde yer alan oyuncular da artık bu gelişmeleri kabullenmekte, yeni çoklu ortam yayıncılığında rekabetçi bir yayıncılık için sayısal yayıncılığın avantajlarını anlamaya ve kullanmaya çalışmaktadır.

Sonuç olarak kitle iletişim ortamında meydana gelen yapısal dönüşümlerle, piyasanın iletişim alanındaki kontrolü ele geçirdiği gerçeğini göz ardı etmemek koşuluyla, sayısal radyo yayınlarının; ‘daha fazla seçim’, ‘daha fazla demokrasi’ ve ‘daha fazla etkileşim’ gibi bir takım alternatifler sunduğunu da söylemek mümkündür. Bu bağlamda geleneksel radyo yayıncılığının sayısal iletim teknikleri üzerinden sayısallaşmasının, radyo yayıncılık sektörü ve buna bağlı olarak toplumsal dinamikler anlamında köklü değişimleri beraberinde getireceği düşünülmektedir.