Doç. Dr. Enderhan KARAKOÇ

Doç. Dr. Enderhan KARAKOÇ

Doç. Dr. Enderhan KARAKOÇ

  1. Yılında Radyo Yayıncılığı ve Dinleyici Algısı

 

 

Çağımızın önemli kitle iletişim araçlarından biri olan radyonun tekniğine yönelik çalışmalar her ne kadar 1860’lı yıllara kadar dayansa da; radyo yayıncılığının düzenli bir şekilde yapılması için yaklaşık 60 yıllık bir zaman diliminin geçmesi gerekmiştir. Tarihsel sürece bakıldığında radyonun ilk başlarda acil durumlar için kullanılan bir araç olduğu görülmektedir.

 

Birinci Dünya Savaşı zamanı propaganda aracı olarak kullanılan radyo, savaş bittikten iki sene sonra hızlı bir şekilde bir kitle iletişim aracına dönüşmüştür. Bu dönüşümde 1920’li yıllarda ABD’de özel şirketlerin küçük çapta radyo istasyonları kurmasının etkisi bulunmaktadır. Özel şirketler tarafından kurulan bu istasyonların kısa süreli yaptıkları yayınların düzenli olmayışı nedeniyle dinleyiciler tarafından takip edilmelerinde sorunlar yaşanmıştır. İngiltere’de 14 Kasım 1921 tarihinde BBC’nin başlattığı süreli yayınların dinleyiciler tarafından ilgiyle takip edilmesiyle birlikte, tüm dünyada süreli ve düzenli yayınlara geçilmeye başlanmıştır. Türkiye, tüm dünyada gelişen bu kitle iletişim aracıyla 1927 yılında tanışmıştır. Radyonun Türkiye’deki tarihine bakıldığında, yayıncılığın ilk dönemlerinde çok sıkıntıların yaşandığı görülmektedir. Bu sıkıntıların başında da radyo yayıncılığı devlet tekeline bırakılırken bu tekeli kullanan kamu kurumlarının radyoyu bir angarya olarak görmesi yatmıştır. 1964 yılına kadar olan süreçte radyo yayıncılığında teknik yenilemeler yapılmış, radyonun kapsama alanı genişletilmiştir. 2 Ocak 1964 tarihinde yürürlüğe giren 359 sayılı Türkiye Radyo Televizyon Kurumu Kanunu’yla birlikte TRT kurulmuş ve radyo yayıncılığı da farklı bir boyuta taşınmıştır.

 

TRT’nin yaptığı iyileştirme ile birlikte artık radyo, insanların evlerinin başköşesinde duran ve herkes tarafından takip edilen bir kitle iletişim aracına dönüşmüştür.

 

TRT’nin kuruluşuyla birlikte başlayan yeni dönemde radyo, hem teknik olarak gelişmeye hem de içerik olarak zenginleşmeye başlamıştır. Yine bu dönemde radyo haber verme işlevini en hızlı yerine getiren araç olarak görülmeye devam etmiştir. Radyo alıcılarının ucuzlaması ve TRT’nin yaptığı iyileştirme ile birlikte artık radyo, insanların evlerinin başköşesinde duran ve herkes tarafından takip edilen bir kitle iletişim aracına dönüşmüştür. En büyük rakibi olan televizyon da bu dönemde yayınlarına başlamış fakat bu yeni araç radyoya olan ilgiyi azaltmamıştır. 1970 – 1980 döneminde ise radyo başlıca haber verme işlevi, sonrasında ise diğer yayınlarıyla ön plana çıkmıştır. 1971 darbesi ve Kıbrıs Barış Harekâtı gibi toplumu derinden etkileyen olayların radyonun önemini arttırdığı bilinmektedir. Radyo dinleyicileri bu dönemde hem sıkıyönetim hem de harekâtla ilgili bilgileri yakından takip etmek için radyoyu yanından ayırmamaya başlamıştır. Aslında bu durum insanların radyo ile olan bağlarının güçlenmesini de sağlamıştır. 1980 yılında ise yaşanan 12 Eylül Darbesi yine radyonun haber alma ve haber verme özelliğinin ön planda olduğu bir dönem olmuştur. Bu döneme iyi bakıldığında darbeden en çok etkilenen ve en çok denetlenen kurum olarak karşımıza TRT çıkmaktadır. 1980 darbesinin yasakçı ve denetçi zihniyetine rağmen TRT kapsamında yürütülen radyo yayıncılığı, toplumun tek haber ve eğlence kaynağı olarak da değerlendirilmiştir. Bunda TRT tarafından hazırlanan; Arkası Yarın, Radyo Tiyatrosu gibi içeriklerin yanı sıra müzik-eğlence, yarışma, haber, kültürel ve eğitici programların da bulunması büyük önem arz etmektedir.  Ayrıca yine bu dönemde TRT; “Radyo 1”, “Radyo 2” ve “Radyo 3” gibi önemli radyolarının kapsama alanını tüm Türkiye olarak genişletmeyi, “Radyo 4”ü de yayına geçirmeyi başarmıştır. Yaşanılan bu gelişmelere kadar kitle iletişim araçlarında sadece “kitle” ye hitap eden TRT radyo yayıncılığı, bu gelişmeler ile birlikte bireyselleşmeyi başarmıştır. Artık bireylerin istekleri doğrultusunda kanal seçebildikleri, içerik takip edebildikleri bir araç konumuna erişmiştir.

 

Radyo insanların yalnızlıklarını paylaşan, onlara destek olan sadık bir arkadaştır.

 

1990’lı yıllarda ise özel radyo ve televizyonların kuruluşuyla birlikte Türkiye’de radyo ve televizyon yayınlarına olan ilgi artmıştır. Bu yeni dönem ile birlikte rekabet kızışmış; istasyonlar, dolayısıyla içerikler de zenginleşmiştir. İlk başlarda dinleyicisini kaybettiği düşünülen TRT radyoları kısa sürede toparlanarak, yeniden en fazla dinlenilen ve takip edilen radyo istasyonları haline dönüşmüştür. Diğer dönemlere göre 1990’lı yılların, artık dinleyicilerin daha aktif olarak programlara katılmaya başladığı dönemin başlangıcı olduğu bilinmektedir. Hazırlanan programlarda yapılan canlı telefon bağlantıları ya da dinleyicilerin katılımıyla gerçekleştirilen yarışma programları, bu dönemde radyo dinleyicilerinin belleklerinde ayrı bir yer tutmuştur. TRT bünyesinde yayın yapan radyo istasyonlarının yayın saatlerinin çoğunluğunun 24 saat olarak yeniden düzenlenmesi, içeriklerin genelinin canlı programlardan oluşması, radyonun insanların yalnızlığını paylaşan bir araç olarak görülmesine neden olmuştur.

 

Sosyal medya sayesinde artık dinleyicilerle etkileşimli bir radyo yayıncılığı başlamıştır.

 

2000’li yıllarda internetin yaygınlaşması, dijital müziklerin insanlar tarafından kolaylıkla ulaşılabilir olması, radyoyu sadece bir müzik aracı olarak gören dinleyicilerin kaybedilmesine, bu dinleyicilerin artık radyoyu takip etmemesine neden olmuştur. Fakat bilindiği üzere radyo dinlemek sadece müzik dinlemek değildir. Radyo; dinleyicilerinin duygularına hitap eden, onlar ile etkileşime geçen, onlara yeni bilgiler sunan ve onları gündemdeki olaylardan haberdar eden bir araçtır. Bu nedenle de radyo hiçbir zaman dinleyicileri için sadece müzik, sadece eğlence amaçlı bir araç olmamıştır. Radyo insanların yalnızlıklarını paylaşan, onlara destek olan sadık bir arkadaş olarak değerlendirilmektedir. Gelişen dijital teknoloji, sadakat üzerine kurulu olan bu ilişkiyi sosyal medya araçları ile farklı bir boyuta taşımıştır. Dinleyiciler artık sosyal medya araçları ile birlikte radyo programlarına daha aktif olarak katılma imkânına ulaşmıştır. Geçmiş dönemlerde dinleyicilerin şikâyetlerinin temelini oluşturan meşgul telefonların önüne sosyal medya ile geçilmiş ve artık dinleyicilerle etkileşimli birer radyo yayıncılığı başlamıştır. Türkiye’deki serüveninin 90. yılını yaşayan radyo yayıncılığının bu yeni dönemde dinleyicilerinin her zaman yanında olmayı hedeflediği görülmektedir. Gelişen teknolojide ortaya çıkan yenilik her ne olursa olsun radyo; insanların belleklerinde onların farklı duygularının karşılık bulduğu, onları yalnız bırakmayan bir kitle iletişim aracı olarak yer tutmaktadır. TRT’nin radyo istasyonlarının bu süreçteki önemi büyük olmakla birlikte, insanların belleklerinde “Uzakları Yakın Eden Radyo” gibi etkili sloganlarıyla da ayrı bir yer kaplamakta ve 100. yılına doğru emin adımlar ile gitmek