Doç.Dr.Enderhan KARAKOÇ

Doç.Dr.Enderhan KARAKOÇ

Doç.Dr.Enderhan KARAKOÇ

Radyo ve Kültürel Hayat İlişkisi

Radyo yayıncılığı, müzik ve eğlence odaklı programlar kadar haber verme ve eğitme işlevini yerine getirdiği ölçüde sosyal hayatın aynası olabilmeyi devam ettirecektir. Böylece radyo, milli kültürü yarınlara taşıyabilecek önemli bir mecra olmayı da üstlenecektir.

Kitle iletişim araçlarının tarihini matbaa ile başlatıp günümüzdeki dijital ve bilgisayar tabanlı internet teknolojilerine değin izlersek; radyonun, bu serencam içinde ayrıcalıklı bir konum taşıdığı hemen göze çarpacaktır. Yirminci yüzyılın ilk çeyreğinde düzenli yayınlara başlayarak tam olarak hayatımıza giren radyo, kendisinden evvel yaygınlaşmış iletişim teknolojileri olan kitap, gazete ve telgraftan farklı bir süreci koşullanmış; kendisinden sonra yaygınlaşacak olan sinema ve televizyondan da ihtiva ettiği farklılık nedeniyle ayrışmıştır.

Radyo; kitaptan, gazeteden ve diğer iletişim kanallarından farklı olarak insanların günlük hayatlarına çok daha yoğun biçimde etki etme imkânına sahiptir. Zira herhangi bir insan, günlük hayatının rutini içerisinde olsa bile; her ne yapıyorsa onunla meşgul olmaya, her neredeyse orada bulunmaya devam ederek radyoyu dinleyebilir. Diğer kitle iletişim teknolojilerinin aksine radyo, yaşamdan kendisine has bir zaman ve mekân talep etmez; günlük yaşamın zamanını ve mekânını dinleyicisiyle paylaşır, dinleyicinin yaşamına tam anlamıyla nüfuz eder. Zaten yayıncılığının başlamasından neredeyse bir asır geçmiş olmasına ve bunca zaman içinde sonunu getireceği düşünülen birçok yeni iletişim teknolojisinin ortaya çıkmasına rağmen varlığını sürdürebilmesinin nedeni, radyonun dinleyicisinden çok az şey talep etmesine karşın çok fazla şey verebilmesi yeteneğidir.

 

Her medya organı gibi bir kültür taşıyıcısı olma özelliğini ihtiva eden radyo da, kültürel hayata etkide bulunma şansını muazzam ölçekte arttırmıştır.

Bu anlamda radyo, sosyal hayatımızla en içli dışlı iletişim aracıdır. Çalışırken, araba kullanırken, ya da yürürken bize eşlik edebilir. Bu özelliği ona, yalnızca bir toplumun sosyolojik yapısına etki edebilme kabiliyeti kazandırmakla kalmaz; aynı zamanda içinde var olduğu toplumun içtimai hayatını en net şekilde aksettiren bir ayna olma vasfını da verir. Dolayısıyla radyo ve kültürel hayat, diyalojik bir ilişki içerisinde birbirlerini var ederler. Örneğin radyo, yirminci yüzyılın ilk yarısındaki buhranlı savaş dönemi boyunca ideolojik doktrinlerin taşıyıcılığını üstlenerek, bireysel bilincin ve dolayısıyla toplumsal hayatın şekillenmesinde hayati bir rol üstlenmiştir. Yine radyo yayınları, içinde bulundukları kültürün taşıyıcılığını da yaparlar. Toplumun dili, folkloru, göreneği ve hatta inançları kendisine radyo yayınları içinde yer bulur. Misal vermek gerekirse; Muzaffer Sarısözen, tüm ömrünü Anadolu’nun türkülerinin derlenmesine adamışken, kayıt altına aldığı sayısız halk müziği parçası TRT Radyo arşivinde saklanmıştır. Anadolu kültürünün sevdalarını, umutlarını, yaslarını yahut irfanını taşıyan nice türkümüz; radyoda çalınmak suretiyle korunmuş, yayılmış ve unutulmaktan kurtarılarak gelecek nesillere armağan edilmiştir.

Bununla birlikte radyo yayıncılığı ve kültürel hayat arasındaki karşılıklı ilişki, yalnızca yerel ölçekle de sınırlı kalmaz. Özellikle günümüzde, farklı iletişim teknolojilerinin birbirlerinin imkânlarından yararlanması sebebiyle; yayıncılık yerel sınırların çok daha ötesine uzanmaktadır. Radyo da, İnternet teknolojisinin olanaklarından istifade ederek, yayıncılığını global ölçüde genişletme olanağına sahip olmuştur. Bu anlamda her medya organı gibi bir kültür taşıyıcısı olma özelliğini ihtiva eden radyo, kültürel hayata etkide bulunma şansını muazzam ölçekte arttırmıştır. Bugün İnternet üzerinden yayın yapabilme kapasitesine sahip her radyo kanalı, dünyanın herhangi bir yerine erişebilme olanağına da sahiptir.

 

Özellikle radyo programlarında toplumsal yapıyı inşa eden temel kültürel değerlere uygun içeriklerin sunulması ile dinleyicilerin söz konusu değerlere olan farkındalığı artacaktır.

Elbette böyle bir genişlemenin gerek olumlu gerek olumsuz pek çok sonuç doğuracağı aşikârdır. Enformasyonun, sınırlardan kurtularak kıtalar dolaşması özgürlükler adına bir kazanımken; yine aynı yolla batı merkezli bir kültürel hayatın tüm dünya üzerinde belirgin biçimde kendisini göstermesi, yerel olanın küresel olan lehine terk edilmesine matuf bir süreç olarak da öne çıkmaktadır. Şunu da itiraf etmek gerekir ki; genelde tüm medyanın, özelde ise radyo yayıncılığının sadece tecimsel kaygılar ön planda tutularak yapılanması, özgürleşmeden ziyade yıkıcı bir küreselleşmeye sebep olmakta, küresel tüketim kültürünün tüm dünya sathında yayılmasına vesile olmaktadır. Böylesi bir eğilimin önüne geçmek için Türk kültürünü odağına alan programların yapılması her zamankinden daha elzem hâle gelmektedir.

 

Güçlü bir toplumun inşasında kültürel değerleri korumak, onları doğru bir şekilde gelecek nesillere aktararak yaşatmak hayati önem taşımaktadır.

Özellikle radyo programlarında toplumsal yapıyı inşa eden temel kültürel değerlere uygun içeriklerin sunulması ile dinleyicilerin söz konusu değerlere olan farkındalığı artacaktır. Diğer bir nokta ise kültürün gücü ve etkileri konusunda toplumsal bir bilincin oluşmasını sağlayacaktır. Radyo; dinleyicilerin bu gibi içeriklerle daha yoğun olarak beslenmesi, kültürel yapının korunması ve gelişmesi için de önemli bir iletim görevi görmektedir.

Neticede, kültürün içinden çıktığı toplumun dinamikleriyle beslenerek gelişmesi gerçeği, kültürün hem dinamik yanını hem de toplum tarafından üretildiği gerçeğini ifade eder. Bu iddianın dayandığı en temel kanıt ise kendi ürettiği kültürden etkilenen toplum gerçeğidir.

Demek ki güçlü bir toplumun inşasında kültürel değerleri korumak, onları doğru bir şekilde gelecek nesillere aktararak yaşatmak hayati önem taşımaktadır.

Sonuç olarak radyo, sosyo-kültürel anlamda geçtiğimiz yüzyılın en etkili mecrasıydı ve yaşadığımız yüzyılda da aynı etkiyi sürdürmemesi için hiçbir sebep bulunmamaktadır. Radyo yayıncılığı, müzik ve eğlence odaklı programlar kadar haber verme ve eğitme işlevini yerine getirdiği ölçüde sosyal hayatın aynası olabilmeyi devam ettirecektir. Böylece radyo, milli kültürü yarınlara taşıyabilecek önemli bir mecra olmayı üstlenecektir. Bu, hem programcı hem de dinleyicinin beraberce talep ederek gerçekleştireceği bir ideal olduğu için herkese eşit derecede sorumluluk veren bir görev durumundadır.