Doç. Dr. Enderhan Karakoç

Doç. Dr. Enderhan Karakoç

Doç. Dr. Enderhan Karakoç

KÜLTÜREL VE TARİHİ DEĞERLERİN KORUNUP GELİŞTİRİLMESİNDE RADYO YAYINCILIĞININ ROLÜ

 

TRT’nin memleketin değişik illerinde güçlü radyo istasyonları kurarak yurdumuzun her yerine ulaştırdığı radyo, genellikle eğitim ve kültür alanında hazırlanan programlarıyla hem kültürün gelişmesine hem de tarihi değerlerin korunmasına katkı sağlamıştır.

 

İnsanla birlikte yaşayan, dille aktarılan bir öğe olmasının yanı sıra kültür aynı zamanda  bireylerin sosyalleşmesini sağlamakta ve yaşadığı topluma olan aidiyet duygusunu da pekiştirmektedir. Bilindiği üzere kültür, insanların bazı konularda ayrışmasını bazı konularda ise birleşmesini  sağlayan bir motiftir. Dolayısıyla kültür milletlere özgü birçok farklılığı içeren, tarihsel süreçte de bu farklılığı kimi zaman belirginleştiren bir öğedir. Birçok farklı tanımlaması olmasına rağmen kültür kısaca bir toplumun tarihsel süreçte ürettiği ve nesilden nesile aktardığı, değişime karşı koymayan, yeniliğe açık olan maddi ve manevi özellikler olarak ifade edilmektedir. Genel olarak ise kültür tarihsel bir mirastır. İlk kez kim tarafından yapıldığı bilinmeyen bir düzenleme, belki bir yemek, giyim şekli, belki de bir Türkü’dür kültür. Kısacası toplumu oluşturan ve diğer toplumlardan ayıran binlerce motifin birleşimidir. Bu bağlamdan hareketle de toplumu oluşturan binlerce motifin ilmeklerinin neler olduğunu ve bu ilmeklerin nasıl atıldığını da düşünmek gerekmektedir. Tarihin konularından birisi de işte bu aşamada insanlara yardım etmektedir. Çünkü bilindiği üzere tarih sadece insanın ve toplumun neler yaşadığıyla değil, neleri gelecek nesillere ne derece aktardığıyla da ilgilenir. Bu ilgiyi sürdürebilmek için de çeşitli araçlardan yararlanmak zorundadır. Kuşkusuz bu araçların en bilindik olanı yazıdır. Fakat 20. yüzyılla birlikte yaşanan teknolojik ilerlemeyle birlikte yazının bu alandaki yalnızlığı son bulmuştur. Gazete, dergi, sinema, radyo, televizyon ve internet içinde bulundukları toplumların içinde yaşanılanları bizzat kayıt altına almaktadır. Bu noktada kitle iletişim araçlarının kimi zaman eleştirildiği durumlar da bulunmaktadır. Başta Adorno olmak üzere birçok düşünür “kültür endüstrisi” kavramıyla açıkladıkları durumda kitle iletişim araçlarının toplumların tarihi ve kültürel değerlerini yıprattıklarını ifade etmektedir. Özellikle küreselleşmenin hız kesmeden devam ettiği günümüzde kitle iletişim araçlarının kodlarının ve içeriklerinin genellikle ithal olmasının toplumların kültürleri üzerinde olumsuz etki yarattığına yönelik sayısız eleştiri getirilmektedir. Esasen dünya yörüngesine oturtulan uydularla birlikte başlayan uydu yayıncılığı bu durumun temel nedenlerinden birisidir. Çünkü uydu yayıncılığına geçilir geçilmez başta radyo ve televizyon yayınları sadece tek bir ülkenin sınırlarına hapsolmamış aksine tüm kıtaya hatta dünyaya ulaşabilir konuma gelmiştir. Bu durum kitle iletişim araçlarının teknolojisine hükmeden ve içeriklerini hazırlayan başta egemen güçlerin toplumsal ve tarihi değerlerinin tüm dünyaya yayılmasını kolaylaştırmıştır. Ayrıca çağın en büyük araçlarından birisi olan İnternet de egemenlerin kodlarının baskın olarak yer aldığı ve küreselleşmeyi hızlandıran bir mecra olduğu gerekçesiyle sıklıkla eleştirilmektedir. Aslında temel olarak sorun da burada başlamaktadır. Kitle iletişim araçlarının asli görevlerinden birisi küreselleşmeyi hızlandırmak değil, aksine toplumların bilinçlenmesini sağlamak olmalıdır.

Dil genel olarak toplumları oluşturan tarihi ve kültürel değerlerden birisi olarak görülmektedir. Bilinmelidir ki bir ülkeyi yok etmek için öncelikle onun dilini ve kültürünü yok etmek yeterlidir. İşte tam da bu noktada kitle iletişim araçlarına ciddi görevler düşmektedir.

Küreselleşmenin zararları üzerine yapılan konuşmalar düşünüldüğünde; toplumları birbirinden farklılaştıran en önemli iki şeyin kültürel ve tarihi değerler olduğu kabul edilmektedir. Bu değerlerin korunması ve gelecek nesillere aktarılmasındaki araçlardan belki de en önemlisi dildir. Fakat küreselleşmenin temel hedeflerinden birisi olan ortak bir dil yaratma düşüncesi, olayı farklı bir yere taşımaktadır. Çünkü dil genel olarak toplumları oluşturan tarihi ve kültürel değerlerden birisi olarak görülmektedir. Bilinmelidir ki bir ülkeyi yok etmek için öncelikle onun dilini ve kültürünü yok etmek yeterlidir. İşte tam da bu noktada kitle iletişim araçlarına ciddi görevler düşmektedir.

Kitle iletişim araçları yani medya toplum tarafından takip edilmekte, bireyleri farklı yönlerden etkilemektedir. Bireylerin toplumsal yaşamın bir parçası olması, toplumsal yararlar için teşvik edilmesi ve toplumsal değerlerin ve yargıların oluşturulması medyanın önemli sorumlulukları arasında sayılmaktadır. Ancak genel olarak düşünüldüğünde bu konuda gereken özeni gösteren özel radyo ve televizyonların sayısının fazla olmadığı hemen görülecektir.

  1. yüzyılda yapılmış pek çok icat ve buluş kitle iletişim araçlarının temelini atmıştır. Bu buluşların en önemlilerinden biri radyodur. Radyodan yayılan ses dalgalarının 1. Dünya Savaşı’nda ordunun savaş araçlarından biri olacağı, propaganda ve moral gibi görevler üstleneceği kimin aklına gelirdi ki?

Savaş bittiğinde radyo sivil yaşamda hızlı bir biçimde yayılarak profesyonelleşmiştir. Radyoculuk 1927-1945 yılları arasında altın çağını yaşamış ve 1927 yılında devlet desteği ve kontrolüyle yayına başlamıştır. TRT’nin memleketin değişik illerinde güçlü radyo istasyonları kurarak yurdumuzun her yerine ulaştırdığı radyo, genellikle eğitim ve kültür alanında hazırlanan programlarıyla hem kültürün gelişmesine hem de tarihi değerlerin korunmasına katkı sağlamıştır.

Özellikle program sunucularının ve spikerlerin Türkçeye özen göstermesi ve diksiyon kurallarına uygun olarak programı icra etmeleri dilin gelişimi açısından değer taşımış, toplumdaki insanların Türkçeyi düzgün konuşmalarına örnek teşkil etmiştir.

Görüntünün sunmadığı hayal gücüne seslenmeyi başaran radyoda bu dönemde “Bir Portre”, “Kitap Saati”, “Uyanan Afrika”, “Türk Romanında Köy”, “Hayata Bakış” vb. birçok program yapılmıştır. Ayrıca dinleyicilerinin eğitimlerine katkı sağlamak içinse “Ocak Başı”, “Tarla Dönüşü”, “Köy Odası”, “Ev İçin”, “Gençlik Saati” gibi programlar hazırlanmıştır. Özellikle program sunucularının ve spikerlerin Türkçeye özen göstermesi ve diksiyon kurallarına uygun olarak programı icra etmeleri dilin gelişimi açısından değer taşımış, toplumdaki insanların Türkçeyi düzgün konuşmalarına örnek teşkil etmiştir.

Özel yayıncılıkta günümüzde ağırlıklı olarak yabancı pop, pop müzik ve arabesk gibi müzik programları yapılsa da haber, belgesel, spor,  kültür,  din ve ahlak konularına yönelik tematik yayıncılık da yapılmaktadır. Bazı özel radyolar başta yanlış kelime kullanımı olmak üzere, yabancı kelimelerin de normal cümlede kullanılması gibi örneklerle dili tahrip etmektedir.

İnsanlar gün içerisinde en kısa ve öz haberleri radyodan elde edebileceklerini düşünmektedir. Radyonun bu yayıncılık özelliği aslında haberin de tarafsız olmasını ve doğru bir şekilde aktarılmasını sağlamaktadır.17 Ağustos 1999 Gölcük Depremi ve elim 15 Temmuz kalkışması radyonun önemini ve vazgeçilmezliğini kanıtlamıştır. Bu süreçte neredeyse tüm iletişim araçları fonksiyonlarını yitirirken depremzedelerin dış dünyayla bağı radyo olmuştur.

Radyo dinlerken insanlar işlerini bırakmak zorunda değildir. Sadece sese kulak vermeleri yeterlidir. Radyo kişisel ortamdır. Radyoyu her dinleyen kendine hitap ediyormuş gibi algılar, bu bağlamda özellikle büyük şehirlerde radyo hâlâ revaçtadır. İnsanlar trafik sıkıntısında, yoğun ve yorucu hayatta kendilerine arkadaş olarak radyoyu görmektedir. Teknolojik gelişmeler hızla ilerlemekte, buna bağlı olarak radyo yayınlarında uydu ve internet ortamlarından da yararlanılabilmektedir. Radyo alıcılarının cep telefonlarına bile entegre edilmiş olması, radyo yayınlarının önemini daha da artırır. Çünkü insanlar habere, bilgiye, müziğe her ortamda radyo yayınları sayesinde rahatlıkla ulaşabilmektedir. Türkiye’de radyo televizyon yayıncılığında yıllar süren devlet tekelinin ardından özel/tecimsel yayıncıların da devlet kontrolündeki radyo televizyon kanallarının yanında yayın yapması, demokratik çoğulculuk açısından olumlu olarak değerlendirilebilir. Ancak kamu yayıncılığında kamu yararı ön plandayken özel yayıncılıkta daha çok kazanma amacı hâkimdir. Özel yayıncılıkta, daha çok dinleyiciye ulaşmak için dikkat çekmek maksadıyla popüler olan müziğe ve sansasyonel haberlere yer verilmektedir. Böyle olunca da içerik açısından özel radyolar, kimi zaman birbirlerine benzer yayınlar yapabilmektedir. Ayrıca başta yerel radyolar olmak üzere hemen neredeyse tüm radyolar bu nedenle dinleyiciler tarafından müzik kutusu olarak görülmeye başlanmaktadır. Ancak radyo yayıncılığının temel hedefi sadece müzik yayını yapmak değildir. Aksine kültürel ürünleri birtakım direktiflerle günlük hayata aktarmakta buna ek olarak da dinleyicilerin kendilerine emanet olarak bırakılan tarihi miraslar hakkında bilgilenmesini sağlamaktır. Tarihi yerlerin, sit alanlarının, kısacası bize bu topraklarda emanet olarak bırakılan tarihi dokunun korunması konusunda vatandaşların bilinçlendirilmesi yine radyo yayıncılarının temel sorumluklarından birisidir.

Konuyla ilgili sorumluluğunun ne derece büyük olduğunu bilen TRT, radyo yayınlarında özellikle bu konulara eğilmekte; sunucular programlarında başta Türkçenin güzellikleri olmak üzere, kültürel ve tarihi değerler hakkında dinleyicilere hatırlatmalar, anonslar geçmektedir.

Ayrıca kültürümüzün ve tarihi değerlerimizin korunması ve aktarılması için de özel programlar hazırlayarak insanların bilinçlerini bu konuda canlı tutmaya çalışmaktadır. Bu bağlamda TRT’nin eğitim, kültür ve haber ağırlıklı Radyo 1’i, başta klasik müzik olmak üzere çeşitli müzik türlerine yer veren Radyo 3’ü ve TRT’nin kendi arşivinden seçkilere yer veren TRT Nağme gibi radyo kanalları büyük önem taşımaktadır. Dinleyiciler tarafından büyük bir ilgiyle takip edilen TRT FM de yine bu konulara sıklıkla yer vermektedir. Ayrıca TRT’nin Kent Radyoları’nda da bu konular dile getirilmektedir. Bu yayınlarda çevre bilincinin, insanların tarihi ve kültürel değerlere olan hassasiyetlerinin arttırılması için büyük özen gösterilmektedir. Bu bağlamda sınır ötesi yayıncılık yapan TRT sadece ülkenin sesinin duyurulmasında değil aynı zamanda yabancı ülkelere ulaşan yayınlarıyla Türkiye’nin Sesi olma konusunda da önemini korumaktadır. Dolayısıyla Türk kültürünün ve tarihinin tanıtılması kadar gurbetçilerin belleklerinin taze tutulmasında da yaptığı bu yayınlarla yardımcı olmaktadır.