Doç. Dr. Onur Bekiroğlu

Doç. Dr. Onur Bekiroğlu

Doç. Dr. Onur Bekiroğlu

15 TEMMUZ DEMOKRASİ MÜCADELESİ VE RADYO YAYINCILIĞI

 

15 Temmuz, Türk halkının ve seçilmiş tüm siyasi aktörlerin ve kurumların sergilemiş olduğu demokrasi mücadelesidir.

15 Temmuz, sıradan bir yaz akşamı olmanın çok ötesinde bir anlam taşımaktadır. Bir yandan ülkesine ihanet içinde olan ve seçilmiş sivil iradeyi, yani milletin iradesini ve tercihini rehin almak isteyenlerin darbe girişimi olarak tescillenmiştir. Öte yandan bu ihanet ve darbe girişiminin kendisinden belki de daha önemli olan yönü ise Türk milletinin bu harekete karşı göstermiş olduğu şanlı refleks olmuştur. 15 Temmuzun adeta Türkiye tarihindeki ikinci büyük kurtuluş mücadelesi olarak nitelenmesini sağlayan ve bu mertebeyi hak etmesine yol açan esas etmen de o gece milletin sokaklara, meydanlara dökülüp canı pahasına kendi iradesine, namusuna ve geleceğine sonuna kadar sahip çıkması olmuştur.

Bu anlamda, 15 Temmuz Türk halkının ve seçilmiş tüm siyasi aktörlerin ve kurumların sergilemiş olduğu demokrasi mücadelesidir. Millet, söz konusu gece kendi iradesine ve tercihlerine ne pahasına olursa olsun sahip çıkma konusundaki azim ve kararlılığı göstermek suretiyle demokratik rüştünü uluslararası arenaya da ispat etmiştir.

 

TRT radyo binaları ele geçirilmeye çalışıldı

Türkiye’nin siyasi tarihindeki birçok askeri darbede olduğu gibi 15 Temmuz gecesindeki darbe girişiminde de darbenin duyurulması ve meşrulaştırılması konusunda kullanılmaya çalışılan temel mekanizmalardan en önemlisi kitle iletişim araçları olmuştur. Örneğin; 15 Temmuz gecesinde darbe bildirisi TRT ekranından okunmaya zorlanırken, FETÖ terör örgütü mensuplarının ilk müdahalede bulunduğu yerlerden biri de İstanbul Harbiye’de bulunan TRT Radyosu’nun binası olmuştur. İstanbul’dakine benzer şekilde Ankara Radyosuna da zırhlı birliklerle müdahale girişiminde bulunulmuş, ancak kapıların dışarıdan kapalı olması ve bina önünde çok sayıda vatandaşın bulunması nedeniyle söz konusu girişim başarılı olmamıştır.

 

15 Temmuz’un iki temel farkı

Bu durum, darbecilerin sadece televizyon üzerinden değil; radyo üzerinden de belli bir hedef kitleye ulaşarak onları manipüle etme ve psikolojik olarak etkisiz kılma çabalarının bir ürünü olarak değerlendirilebilir. Ancak önceki darbe süreçlerine nazaran, 15 Temmuzun iki açıdan farkı olmuştur. Bu farklardan ilki; Türkiye Büyük Millet Meclisi’nden seçilmiş siyasi aktörlere ve partilere kadar siyasal arenanın neredeyse tüm aktörlerinin darbe girişimi karşısında benzer demokratik refleks sergilemesidir.

İkinci önemli fark ise günümüzde iletişim teknolojilerinin ulaştığı noktada medyanın gelenekselinden yenisine ve mobil uygulamalara kadar geniş yelpazedeki durumudur. Zira Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan, geleneksel anlamdaki bir televizyon kanalına mobil bir uygulama üzerinden görüntülü olarak erişmiş ve vatandaşlara demokrasiye sahip çıkma çağrısında bulunmuştur. Medya üzerinden yapılan bu çağrı, hemen yansımasını bulmuş ve vatandaşlar sosyal medya üzerinden de bilgi paylaşımında bulunarak radyo binalarından televizyonlara ve başka mekânlara ya da alanlara koşarak bu hain girişime geçit vermeme konusunda harekete geçmişlerdir.

Radyo yayıncılığı özelinde bakıldığında; TRT Radyo Dairesi başkanının kendi ifadeleriyle anlattıkları, bu alandaki yayıncılık faaliyetinin önemini de ortaya koyar niteliktedir. Buna göre; İstanbul Radyosu’nun FETÖ mensubu darbeciler tarafından boşaltılması haberinin gelmesi üzerine oradaki yayın hemen kesilmiş ve yayın bu sefer de Ankara Radyosuna alınmıştır. Ayrıca, Ankara Radyosuna yönelik herhangi bir ele geçirme girişimi olması durumunda şalterin indirilmesi ve radyonun teslim edilmemesi yönünde tâlimat verildiği de bilinmektedir.[i]

 

Darbecilerin iletişim akışını felç etme çabası

Türkiye’de iletişim alanının kurucu aktörlerinden en önemlisi olan TRT’nin radyolarına yönelik 15 Temmuz gecesindeki bu girişimler ve karşı hamleler, çeşitlenen medya ortamında olağanüstü durumlarda radyo yayıncılığın önemini koruduğunun bir göstergesi olarak da okunabilir. Zaten Türkiye’nin siyasi tarihinde daha önceki darbelere göz atıldığında; 1960 askeri darbesi, halka, radyo aracılığıyla duyurulurken, 1980’de de darbecilerin sadece televizyon ile yetinmeyip radyo aracılığıyla da hedef kitleye ulaşmaya çalıştığı gerçeği karşımıza çıkmaktadır. Bir başka deyişle, tarihimizdeki askeri darbelerde olduğu gibi 15 Temmuz meş’um darbe girişiminde de topluma her kanaldan ulaşma ve iletişim akışını felç etme yönünde bir motivasyondan söz etmek mümkündür.

Bu açıdan baktığımızda; radyonun ve radyo yayıncılığının önemi, sadece olağanüstü durumlar ile de sınırlı değildir. Türkiye’de radyo yayıncılığına yönelik kimi kuruluşların gerçekleştirdiği araştırmalar sonucunda elde edilen istatistikî veriler de kitle iletişiminin bu türünün önemini ortaya koyar niteliktedir. Örneğin, bir araştırmaya göre; 2014 ile kıyaslandığında Türkiye’deki hanelerde radyo dinlenme oranının yüzde 4,5 arttığı görülmüştür. Aynı araştırmanın 2016 yılı verileri de dinleyiciler nezdinde radyonun “en iyi arkadaş” olarak algılandığını ve dinleyicilerin “radyo programcısına sadık olduğu” gibi çıkarımların yapılması olanağını sağlamaktadır.

Televizyon ve sosyal medyaya göre radyo ikinci planda

Elbette, olağan zamanlardaki radyo dinlenme oranları ve 15 Temmuz gecesinde darbecilerin TRT radyo binalarını ele geçirme girişimlerinin dışında söz konusu süreçte radyonun bir kitle iletişim aracı olarak rolü üzerine de düşünmek gerekir. Bu açıdan baktığımızda; 15 Temmuz hain darbe girişiminde vatandaşların bilgi edinmesi, bilgi paylaşımı ve mobilize olması noktasında radyonun, televizyon ve sosyal medyaya göre ikinci planda kaldığına kuşku yoktur. Tabii ki bu durum, 15 Temmuz darbe girişimi gecesine özel bir durum olmayıp, iletişim alanının ve teknolojilerinin günümüzde geldiği noktanın doğal bir sonucudur. Radyo, 15 Temmuz gecesinde muhtemelen televizyondan siyasi liderlerin yaptığı çağrı ve açıklamalar sonrasında meydanlara ve belirli yerlere akın eden insanların araçlarına bindiklerinde anlık gelişmeleri öğrenebilmek amacıyla kullandıkları bir iletişim aracı olmuştur. Bu anlamda; 15 Temmuz’daki hareketli süreçte radyonun işlevselliğinin sınırlı kaldığı söylenebilir.

 

Demokrasi Nöbetlerinde radyo yayınları

Radyoların bu süreçteki rolü, 15 Temmuz sonrasındaki “Demokrasi Nöbetlerinde” daha belirgin bir hâle gelmiştir. Bu belirginlik durumu, radyo programcılarının “Demokrasi Nöbetlerine” bizzat katılım gösterip destek olmalarından, radyoların söz konusu miting alanlarından canlı yayın yapmalarına ya da 15 Temmuzu işleyen radyo programlarının yapılmasına kadar varan bir yelpazede işlerlik kazanmıştır. Bir başka ifadeyle; radyocuların “Demokrasi Nöbetlerine” katılımları ve bizzat darbe girişimine yönelik protestolar düzenlemelerinin yanı sıra yayıncılık/kitle iletişimi boyutunda konuya ilişkin önemli katkılar sağlanmıştır. Örneğin; İstanbul Beykoz’da düzenlenen “Demokrasi Nöbetinde” 24 radyo, aynı anda canlı yayın yapmak suretiyle “Demokrasi Nöbetlerinin” iletişim ve sembolik boyutunu ön plana çıkartan bir katkı sağlamıştır. Birçok radyonun ve radyocunun iştirak ettiği etkinlik, “24 Radyo Beykoz’da Nöbette”  şeklindeki etiketi  ile sosyal medyadan da hedef kitlelere ulaştırılmıştır.

 

15 Temmuzun sesli arşivleri

Radyoların, menfur darbe girişiminin anlatılmasına yönelik bir başka önemli katkı alanı da 15 Temmuzda yaşananları kayıt altına alan ve arşiv niteliği taşıyan programlar gerçekleştirilmesidir. Bu bağlamda; TRT Radyo 1’de dinleyicilerle buluşan “15 Temmuz Kahramanları” isimli program, FETÖ terör örgütünün ve girişiminin uzmanlarca analiz edildiği ve aynı zamanda şehit yakınları ile gazilerin tanık olduğu olayların anlatıldığı bir yayın olmuştur. Bu ve buna benzer radyo yayınları, bir anlamda 15 Temmuz’un sesli arşivi niteliğini taşımaktadır.

Sonuç olarak; radyo ve radyo yayıncılığı, 15 Temmuzda Türkiye’nin demokrasi mücadelesinin hakkıyla anlatılmasında ve bu mücadelenin öneminin vurgulanmasında tamamlayıcı bir iletişim mecrası olmuştur. Türk milletinin tanklara, toplara, uçaklara, mermilere ve bombalara karşı canını siper ettiği bu inanmışlık ve adanmışlık; demokrasi mücadelemizin dünyaya haykırılması noktasında da televizyondan radyoya, internetten sosyal medyaya dek iletişim alanında hakkaniyetli bir temsile gereksinim duymaktadır.