Dr. Öğretim Üyesi Abdulkadir Gölcü

Dr. Öğretim Üyesi Abdulkadir Gölcü

Dr. Öğretim Üyesi Abdulkadir Gölcü

Dijitalleşme süreciyle birlikte radyo kanallarının çoğalması, geleneksel radyo yayıncılarından farklı olarak, yeni bir tür radyo yayıncılığı anlayışını da ortaya çıkmıştır. Bu yeni radyo yayıncılığının temel amacı sadece program sunmak değil aynı zamanda dinleyiciye hizmet de sunmaktır.

Bugün Türkiye’de binlerce radyo kanalı, toplumsal talepler çerçevesinde belirlenen çok çeşitli mecralarda çok çeşitli temalar üzerinden yayıncılık hayatına katkı sağlamaya devam etmektedir. Bu kapsamlılık ve çeşitlilik düşünüldüğünde, Türkiye özelinde tematik radyo yayıncılığın gelişimi oldukça zorlu bir sürecin sonucu olarak ele alınmalıdır. Türkiye’de radyo yayıncılığı tarihsel süreçte belirgin kırılma dönemleri yaşamış ve bu dönemlerde çeşitli dönüşümleri tecrübe etmiştir. Temelde yaşanan iki ana kırılma noktası, Türkiye özelinde radyo yayıncılığının bambaşka mecralara ve konulara yönelmesine neden olmuştur. Bu iki dönemi; radyo yayıncılığı için yaşanan yapısal dönüşüm süreçleri olarak adlandırmak da mümkündür.

Bu dönemlerin ilki ve en önemlisi kuşkusuz1980’li yıllarla birlikte dünya genelinde uygulanmaya başlanan neo-liberal politikaların ortaya çıkarmış olduğu ticari yayıncılık anlayışıdır. Türkiye’de de radyo yayıncılığı bu gelişmelerden etkilenerek çeşitli yapısal dönüşümleri kısa bir zaman diliminde hızlı bir şekilde deneyimlemiştir. Bu yıllarda siyasilerin radyo yayıncılığındaki devlet tekelini esneten politik yaklaşımları neticesinde, fiili bir durum olarak 1989 yılında özel radyo yayıncılığı ve dolayısıyla tematik çeşitlilik Türkiye çapında çeşitli konu başlıklarında başlamıştır. Bu dönem için gerçek anlamda tematik radyo yayıncılığının başlangıcı demek mümkündür. Ayrıca bu tip yayınlara yönelik yoğun bir toplumsal isteğin kısa zamanda oluşmasıyla birlikte, özel radyoların sayısı oldukça hızlı bir şekilde artmıştır. 1993 yılında yapılan yasal düzenlemeler sonrasında ise, yayıncılık alanında devlet tekeli kaldırılmış ve radyo yayıncılığı için başlamış olan yeni dönemin yasal dayanakları da sağlanmıştır.

Radyo yayıncılığında yaşanan ikinci kırılma noktası ise kuşkusuz dijital teknolojilerdeki gelişmelerin yayıncılık alanına yapmış olduğu etkilerdir. Türkiye genelinde 1990’lı yılların sonunda başlayan dijitalleşme süreçleri radyo yayıncılığı alanında belirgin bir kalite yükselmesine neden olmuştur. Frekans çakışmalarından, ses kalitesinin düşüklüğüne, atmosferik problemlerden, frekanslarda oluşan parazitlenmelere kadar birçok farklı sorun; dijital teknolojilerin yayıncılık alanına girmesiyle ortadan kalkmıştır. Radyo alanında dijital yayıncılığın sunmuş olduğu bu tip faydalardan dolayı yayıncılar; karasal yayıncılık anlayışının hâkim olduğu analog teknolojiyi terk etmeye başlamıştır. Artık kablo, uydu ve hatta İnternet teknolojileri iletim şekli olarak kullanılmaya başlanmış ve hızlı bir şekilde dijital yayıncılığa yönelen yayıncılar için, içerik üretimi de oldukça kolaylaşmıştır.

Bu yenileşme ve dijitalleşme süreci, radyo yayıncılığında yeni arayışların da başlangıcı olmuştur. Bu arayışlar genellikle yenilik başlığı altında planmış ve birçok radyo dinleyicisine yeni şeyler sunabilmenin çabası içine girilmiştir. Rogers’ın iletişim araçlarına yüklemiş olduğu ‘Yenilikleri Yayma’ misyonu, tematik radyo yayıncılığı anlayışıyla sunulmuştur. Bu bağlamda tematik radyo yayıncılığı dijitalleşme süreci sonrasında açık bir yenilik olarak kendini ispatlamıştır. Dijitalleşme süreciyle birlikte radyo kanallarının çoğalması, geleneksel radyo yayıncılarından farklı olarak, yeni bir tür radyo yayıncılığı anlayışını da ortaya çıkmıştır. Bu yeni radyo yayıncılığının temel amacı sadece program sunmak değil aynı zamanda dinleyiciye hizmet de sunmaktır.

Birçok Ses Tek Bir Araç: Radyo  

Sean McBride’ın hazırlamış olduğu meşhur rapor, dünya üzerinde iletişim araçlarında batılı ülkelerin içerik bazlı bir hâkimiyetinin olduğu iddiasına dayanmaktaydı. Bu rapor iletişim araçlarının içerikleri üzerinde batı toplumları tarafından üretilmiş olan hegemonik ilişkileri kırmayı hedeflerken, özünde de iletişim araçlarının içerik üretimi açısından her topluma ve düşünceye açık olması gerektiğini yüksek sesle dile getirmiştir. Benzer bir durum Türkiye özelinde de geçerli olmuştur. Yayıncılık alanında uzun süre devam eden devlet tekeli, her ne kadar alana önemli katkılar sağlamış olsa da, belirli bir süre sonra yayıncılık anlayışının tekrara düşmesini engelleyememiştir. Bu noktada Türkiye’de radyo yayıncılığının çok sesli bir ortama dönüşmesinde hem özel radyoların yayın hayatına başlaması hem de radyo içeriğinin oldukça geniş bir düzlemde çeşitlenmesi ve dijitalleşmenin önemli bir etkisi olmuştur. Özellikle 1990’lı yıllarla birlikte kaçak da olsa yayın hayatına başlayan yeni radyolarda konular çeşitlenmiş, alışılagelmişin dışında farklı konu başlıklarında program formatları dinleyiciyle buluşma imkânı bulmuştur. Birçok farklı radyo yayıncısı özel konulara odaklanan program formatlarıyla; yaş, cinsiyet, inanç, eğitim düzeyi gibi daha homojen grupları hedefleyen programlar üretmeye başlamıştır. Bu bağlamda günlük hayatta uzun yıllar ‘ciddiyetin’ temsilcisi olarak evlerin başköşesinde ağırlanan radyo kutusu, neo-liberal politikaların neticesinde ‘özelleşen hayatların’ talep ettiği özel program türlerine yer verdikçe aşırı ‘ciddiyetten’ arınmış ve bizden biri olma fırsatına da kavuşmuştur.

Radyo dinleyicisi haberdar edilen, ileti aktarılan ya da kendisine haber verilen kişi olmaktan çıkmış; yayına katılan, yayın içeriğine katkı sağlayan kimi zaman da yeni program türlerinin üretilmesinde etkin olan bir paydaşa dönüşmüştür.

Artık radyolar tematik olarak belirlenen çeşitli başlıklar altında; varoşlardaki aşk hikâyelerinden, popüler müzik türlerine, siyasal konulardan, dini içeriklere, aile hayatından, psikolojik desteğe kadar birçok farklı konu başlığında yayınlar yapmaya başlamıştır. Bu noktadan sonra Türkiye’de radyo yayıncılığı tematik bir anlayışla ele alınmış ve dinleyici için de geniş bir yelpazede oluşturulan tematik yayınlar arasından çoklu seçim yapma imkânı sağlanmıştır. Ayrıca radyo dinleyicisi haberdar edilen, ileti aktarılan ya da kendisine haber verilen kişi olmaktan çıkmış; yayına katılan, yayın içeriğine katkı sağlayan kimi zaman da yeni program türlerinin üretilmesinde etkin olan bir paydaşa dönüşmüştür.

Esasında tematik radyolar uzun yıllar boyunca oluşan genel dinleyici kitlesi yerine, özel dinleyici gruplarını hedefleyen ve onların beğenilerine uygun temalarda yayın yapan radyo kanalları olarak ticari yayıncılık hayatında boy göstermeyi tercih etmişlerdir. Bu bağlamda tematik radyolar genel bir kalabalık içinden seçilmiş, temelde ortak özellikleri bulunan, sayıca daha az bir kitleye hitap ederek, program içeriklerini de hedef kitlenin sahip olduğu bu ortak özellikler çerçevesinde belirlemiştir. Radyolardaki tematik yayıncılık anlayışının kısa bir zaman diliminde pekişmesinde kuşkusuz dinleyicinin de önemli bir payı olduğunu kabul etmek gerekir. Özellikle dinleyicinin isteklerinde yaşanan farklılaşma ve çeşitlenme, tematik açıdan yapılan radyo yayıncılığının da çeşitlenmesini beraberinde getirmiştir. Bu anlamda radyo dinleyicisi bir paydaş olarak hem radyo yayıncılığına hem de tematik yayıncılık anlayışının sürekli olarak yeni kalabilmesine katkı sağlamıştır.

Diğer kitle iletişim araçlarına göre daha sadık bir dinleyici potansiyeline sahip olan radyo; yeni iletişim teknolojilerinin izleyiciye ve dinleyiciye sunmuş olduğu çok geniş olanaklara rağmen, dinleyici potansiyelini korumayı da bilmiştir. Ayrıca tematik radyo yayıncılığının yeni medya mecralarını da etkin bir şekilde kullanması, radyo dinleyicisinin yeni medya araçları üzerinden radyo dinlemeyi tercih etmesinde etkili olmuştur. Bugün radyo dinleyicisi bu yeni mecralara taşınan tematik radyo yayınları arasından, dilediği ve ilgi alanına giren programları her ortamda kolaylıkla dinleyebilmektedir. Ayrıca dinleyici yeni medya teknolojileri sayesinde radyo yayınlarına daha kolay katılım imkânına kavuşurken, tematik açıdan radyo içeriğinin gelişmesine ve çeşitlenmesine doğrudan ya da dolaylı bir şekilde katkı sağlamaktadır. Televizyon ve gazete gibi daha statik yapılara sahip olan kitle iletişim araçlarına inat, radyo yeni iletişim teknolojilerinin de katkısıyla dinamik bir tematik yapıya kavuşmuş ve dinleyicisinin de bu sürece katılımını sağlamıştır. Çünkü dinleyici radyo içeriğinde aktarmış olduğu bilgiyi ya da paylaşımı görmekte ve bu dinleyicinin yayın içeriğine katılımını pekiştirmektedir. Ayrıca ulusal ya da popüler televizyon kanallarındaki programların, tematik yayıncılık adı altında izleyiciyi reklam bombardımanına tutması, haber programlarının bile magazinleşmesi ve reyting savaşlarının izleyiciyi iyice bunaltması, TV izleyicisinin bir radyo dinleyicisine dönüşmesini hızlandırmıştır.