Yrd. Doç. Dr. Abdülkadir GÖLCÜ

Yrd. Doç. Dr. Abdülkadir GÖLCÜ

Yrd. Doç. Dr. Abdülkadir GÖLCÜ

Bir Misyon Olarak Dış Yayıncılığın Dünü, Bugünü ve Yarını

 

Radyo yenilikleri yaymak, toplumu eğitmek ya da hastalıklara karşı insanları uyarmak ve hatta küresel atmosferde siyasal bir mesajı yaygınlaştırmak gibi çok geniş bir misyonu yerine getirmeye başlamış; toplumsal dönüşümün adeta motor gücü olmuştur.

 

İletişim teknolojilerinde yaşanan gelişmeler 20. yüzyılda lokal ve bölgesel sınırlar içine hapsolmuş siyasal hayatı, sınırlarını belirlemenin neredeyse imkansız hale geldiği küresel bir düzleme taşımıştır. Başlangıçta bölgesel aktörlerin siyasal icraatlarını ve politikalarını farklı coğrafyalara taşıma amacıyla kullandıkları iletişim teknolojileri, kendisini dış yayıncılık anlayışıyla daha da belirgin bir misyonda bütünleştirmiştir. Özellikle İkinci Dünya Savaşı ile birlikte kamu diplomasisi anlayışını benimseyen bir iletişim stratejisi, dış yayıncılık alanında kendisini kabul ettirmiştir. Bu bağlamda ülkelerin kültürünü, ulusal amaçlarını ve politikalarını, siyasal hedeflerini ve ideallerini yabancı kamuoylarına aktaran ve bunların anlaşılır olmasını sağlayan politikalar dış yayıncılık alanında belirleyici bir konuma yükselmiştir.

 

İkinci Dünya Savaşı sonrasında uluslararası düzeyde iletişim araçlarının ve iletişim teknolojilerinin günlük hayatı kuşatması, yeni bir ivme ortaya çıkarmıştır. Bu doğrultuda radyonun ve basının savaş döneminde sergilemiş oldukları etkili propaganda performansı, daha da ileri götürülerek siyasal ve toplumsal süreçlerin şekillendirilmesinde de kullanılmaya başlanmıştır. Artık radyo yenilikleri yaymak, toplumu eğitmek ya da hastalıklara karşı insanları uyarmak ve hatta küresel atmosferde siyasal bir mesajı yaygınlaştırmak gibi çok geniş bir misyonu yerine getirmeye başlamış; toplumsal dönüşümün adeta motor gücü olmuştur. Bu sürecin devamında dünyanın iki kutba ayrılması, iletişim teknolojilerinin de ortaya çıkan bu iki kutba göre yeniden şekillendirilmesi ve kamu diplomasisi için dış yayıncılık anlayışının yeni bir misyonu üstlenmesine neden olmuştur. Bu bağlamda doğu blokunun ilk icraatı Çek Cumhuriyeti’nin başkenti Prag’a büyük radyo vericileri yerleştirmek olurken; batı bloğu da bu hamleye Amerika’nın Sesi ve RadioFreeEurope’un yaptığı radyo propagandasıyla karşılık vermeyi tercih etmiştir. Amerikan’ın Sesi Radyosu soğuk savaş döneminde bütün orta Avrupa ve Ortadoğu’ya kadar çok geniş bir alanda kamu diplomasisi görevini yerine getirerek; dış yayıncılığın kamu diplomasisi adına ne kadar hayati bir öneme sahip olduğunun ispatı olmuştur.

 

Dış yayıncılık aynı zamanda tarihsel olarak ülkelerin siyasal ve toplumsal süreçlere dair güçlü bir hafızaya da sahip olmalarını sağlamaktadır. Bugün gelinen noktada dış yayıncılık birçok dönemin belirgin özelliklerini yeni nesillere aktarırken, toplumlar arasında aşılmaz zannedilen mesafelerin kısalmasına, kültürel farklılıkların tanınmasına ve çok kültürlü bir bakış açısının mümkün olabileceğine dair düşüncelerin gelişmesine neden olmuştur. Türkiye özelinde düşünüldüğünde dış yayıncılık, 1937 yılına kadar uzanan bir birikime sahip olarak etkinliğini bugün de devam ettirmektedir. Türkiye’nin dış yayıncılık macerası, 1937 yılında Hatay sorunu üzerine dönemin Başbakanı İsmet İnönü’nün yaptığı bir konuşmanın Arapçaya çevrilerek radyodan o bölgede yayımlanmasıyla başlamıştır. Ardından da 1938 yılıyla birlikte dış yayıncılığın gücünü fark eden genç Cumhuriyet, İngilizce ve Fransızca gibi temel dillerde radyo yayınlarının başlatılmasına karar vermiş ve hızlı bir şekilde icraata geçilmiştir. Devam eden süreçte TRT’nin kurulmasıyla birlikte, 1964 yılında Yurt Dışı Yayınlar şeklinde bir birim hâline getirilerek, sistemli bir yapıya kavuşturulmuştur. 1972 yılında ise TRT bünyesinde oluşturulan Dış Yayınlar Dairesi Başkanlığı, dış yayıncılığın bir yayın politikası ekseninde sistemli bir işleyişe kavuşmasını sağlamış ve günümüze kadar taşımıştır. Bugün gelinen noktada TRT radyoları, dış yayıncılık ekseninde gerçekleştirmiş olduğu kapsayıcı ve çok dilli yayıncılık anlayışı sayesinde dış yayıncılık tarihindeki konumunu adeta taçlandırmıştır. Hali hazırda TRT Dış Yayınlar Dairesi Türkçe dâhil 37 dil ve lehçede radyo, 41 dil ve lehçede de web yayını yaparak dünya genelinde önemli bir etki alanına sahip olmuştur ve bu sayıya gün geçtikçe yeni diller ve bölgeler de eklenmektedir.

 

Türkiye’nin başlatmış olduğu ve sadece kamu diplomasisi bağlamında dünyaya kendini tanıtma amacıyla işletilen dış yayıncılık anlayışı; dünya üzerindeki çok renkli ve dilli coğrafyalara insani değer yargılarını ön plana alarak ulaşmayı amaçlamaktadır. TRT, TRT World, TRT Radyoları, TRT Belgesel ve Anadolu Ajansı gibi yerli ve milli yayın ağları üzerinden başlatılmış olan dış yayıncılık seferberliği, gerçek anlamda dünya genelinde çok önemli bir misyonu üstlenebilmeyi mümkün kılmıştır. Bugün gelinen noktada; dünya toplumlarına doğru mesajları aktarmaya çalışan, insani ve evrensel değerleri önceleyen bir bakış açısını dış yayıncılık alanına kazandıran bu örgütlenmeler sayesinde, evrensel düzeyde dış yayıncılık yepyeni bir vizyonla ele alınmaya başlanmıştır. Bu vizyonun oluşmasında genelde Türkiye’nin, özelde ise TRT’nin başat rolü görmezden gelinemez. Oysa dış yayıncılığın İkinci Dünya Savaşı’ndan beri dünya genelinde büyük güç odakları tarafından emperyalist ve yayılmacı politikaları taşıma misyonuyla yapılması, gelişmekte olan ve geri kalmış ülkelerin hafızasına kötü bir tecrübe olarak kazınmıştır.

 

Dijital teknolojiler sayesinde dış yayıncılık alanında çok çeşitli ve renkli bir mecraya kavuşan kamu diplomasisi

 

Bugün teknolojik olarak eşit şartların sunulduğu bir dünyada yaşamıyor oluşumuz, dış yayıncılık konusunda da birden çok teknik ve mantaliteyi benimsemeyi zorunlu kılmaktadır. 1977 yılında SeanMacBride tarafından kaleme alınan ve “Birçok Ses Tek Dünya” ismiyle yayınlanan rapor; dünya genelinde enformasyona ulaşma ve iletişim alanındaki adaletsiz teknoloji kullanım hakkının resmedilmesini sağlamıştır. Gelişmekte olan ya da geri kalmış durumda olan 80 kadar ülke bu duruma karşı MacBride Raporu olarak bilinen girişime destek vermiştir. Bu gelişme, dış yayıncılık için önemli bir kırılma ve dış yayıncılığın geleceği açısından da bir dönüşüm sürecini başlatmıştır. Bu raporla birlikte dış yayıncılık alanındaki art niyetli ve emperyalist propagandalar içeren yaklaşımlar, dünya genelinde eleştirel bir düzlemde ele alınmaya başlanmıştır. Buna karşın Türkiye ve TRT örneğinde olduğu gibi; insani boyuta önem veren, evrensel değer yargılarını dünya geneline taşımayı amaçlayan, enformasyonu kullanma ve bilgiye ulaşmada daha adaletli davranan ve bölgesel sorunlara barışçıl çözümler üretmeyi hedefleyen yaklaşımlar, dış yayıncılık alanında tercih edilmeye başlanmıştır.

 

Web teknolojileri sayesinde içerik üretiminden dağıtımına kadar dış yayıncılık, artık yeni bir boyutta gerçekleştirilmektedir.

 

Bugün iletişim araçlarının ve gelişen iletişim teknolojilerinin dış yayıncılık alanındaki araç ve konu çeşitliliğini arttırması; dış yayıncılık süreçlerini ülkelerin daha dikkatli ve planlı ele almalarını neredeyse zorunlu kılmıştır. Bu gelişmeler ışığında düşünüldüğünde; 21. yüzyılla birlikte diplomasinin geleneksel yöntemler yerine daha çok algıları etkileme, şekillendirme ya da yönetme teknikleri üzerinden işletilir olması; dış yayıncılığın ülkeler açısından varolan hayati önemini daha da arttırmıştır. Özellikle kısa dalga radyo yayınlarının yanı sıra İnternet teknolojileri üzerinden gerçekleştirilen radyo ve TV yayınları, dış yayıncılık alanındaki sınırları ve bazı zorlukları ortadan kaldırmıştır. Bu sayede dijital teknolojilerin sunmuş olduğu imkânlar doğrultusunda daha efektif bir kamu diplomasisi, ülkeler adına mümkün kılınmıştır. Ayrıca dijital teknolojiler sayesinde dış yayıncılık alanında çok çeşitli ve renkli bir mecraya kavuşan kamu diplomasisi, etki alanını da çok yönlü bir düzleme taşımayı başarmıştır. Bu noktada dünya geneline yayın yapan birçok ulusal ve uluslararası siyasal aktör, dijital teknolojilerden kısa dalga yayın teknolojisine kadar çok çeşitli teknolojileri kullanarak kamu diplomasisi adına bir dönüşümü de gerçekleştirmiştir.

 

Dünyanın 2000’li yıllarla birlikte web teknolojisinde yaşamış olduğu baş döndürücü devrim, dış yayıncılık alanında da yeni eğilimlerin ve gelişmelerin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Web teknolojileri sayesinde içerik üretiminden dağıtımına kadar dış yayıncılık artık yeni bir boyutta gerçekleştirilmektedir. İçeriğin dijital teknoloji sayesinde sınırsız bir etki alanına kavuşması ve geleneksel dış yayıncılığın tek yönlü aktarım kapasitesini etkileşim bağlamına taşıması gibi süreçler, dış yayıncılık alnındaki kamu diplomasisi önceliğini web tabanlı bir anlayışa doğru kanalize etmiştir. Web teknolojilerinin dış yayıncılık alanına sağladığı bir başka katkı ise hedef kitlenin program içeriklerine doğrudan katkı yapabilme imkânını sunmuş olmasıdır. Özellikle akıllı telefon teknolojileri ve sosyal medya platformlarında dış yayıncılık yapmanın mümkün hale gelmesi; dış yayıncılık alanındaki ulusal aktörlerin hedef kitlelerini daha da geniş bir boyuta ulaştırmıştır. Bu sayede dış yayıncılık aracılığıyla üretilmek istenen bölgesel ve uluslararası etkinin daha da önemli olduğu fark edilmiştir.