Yrd. Doç. Dr. Abdulkadir GÖLCÜ

Yrd. Doç. Dr. Abdulkadir GÖLCÜ

Yrd. Doç. Dr. Abdulkadir GÖLCÜ

Radyo ve Edebiyat: Sesin Gücü ve Metnin Kadimliği

 

. Her dile, her bölgeye, her kültüre ulaşabilmektedir dijital teknolojiler sayesinde. Gelenekseldir; çünkü bütün içeriğinde tarihselci ve gelenekselci bir anlayışın izlerini taşımaktadır.

Sesin gücünü metnin kadimliğiyle bütünleştirerek, dinleyiciyi edebiyatın zengin coğrafyasında uzun bir seyahate çıkartmak zor bir sürecin başlangıcıdır. Bu seyahati başlatmanın ötesinde, devamlı kılmak da bir o kadar zordur aslında. Edebî türle sesi bütünleştirecek böylesi bir sürecin tamamlanması için uygun bir mekâna ve kapsamlı bir uyuma ihtiyaç vardır. Bunun yanı sıra, ses ve edebî türün bütünleşmesi ile ortaya çıkan bu yeni içeriğin kitleselleşmesini de sağlamak zorunluluğu çıkar karşımıza. Yüzyıllar önce amfi-tiyatrolar bu işlevi kısmen başarabilmiş olsa da, küreselleşmenin zengin mutfağından geçen dünyada bu gibi mekânlar önemini ve etkisini yitirmiştir artık. Yeni dünya düzeninin başat aktörleri olarak, kitle iletişim araçları yerini almıştır modern insanın günlük hayatında. Özellikle radyo, kısa sürede sihirli bir kutudan yayılan büyülü bir ses gibi kuşatmıştır her anını hayatın. Bu bağlamda düşünüldüğünde; radyo modern bir çehre ve gizemli bir etkiyle girmiştir insanoğlunun hayat mücadelesine. Bu mücadelede tarihsel bir misyon ve kültürel kaynaklardan beslenerek içerik üretilmesinin tercih edilmesi, radyoya var olan modern çehrenin altında geleneksel bir boyut da kazandırmıştır. Özellikle dünyaya yaymış olduğu büyülü seslerin çoğunda var olan tarihsel boyut, geçmişten alıntılar ve aktarılan içeriğin edebî bir hafızadan besleniyor olması; radyonun geleneksel yüzünün ne kadar kapsayıcı olduğunu gösterir bizlere.

Radyonun günlük hayatın her anını bu çeşitlilikle ve kapsayıcılıkla tesir altına almaya başlaması, çeşitli dönüşümlerin de başlangıcını oluşturmaktadır aslında. Bu kapsamda radyo; özellikle insanın edebî türle ilişkisine ve bu ilişkinin işleyişine çok yönlü bir değişim süreciyle yanıt vermiştir. Ebedi eserle okuyucunun buluştuğu kütüphane ve kitabevi gibi geleneksel mekânlar ve durumlar, baş döndürücü bir dönüşümün merkezî üssü haline gelmiştir artık. Bu mekânların yerine radyonun sesinin ulaşabildiği bütün ortamlarda ve mekânlarda edebî türlerin sese dönüşmüş halini görmek mümkün olmuştur. Bir taksinin arka koltuğundan çocukluğunuzdaki hikâyelerin yaşandığı coğrafyaya açılan gizemli bir kapı vardır artık… Ya da bir şehirlerarası yolculukta kulağımızdaki pasları silebilecek bir başyapıt parmaklarınızın ucundadır … Mutfakta akşam için hazırlık yapan annenin gençlik yıllarında okuduğu şiirler, sihirli kutudaki gizemli sesle doldurmaktadır ortamı… Bir esnaf dükkânında, ustanın çıraklarına tarihi anlatmasıdır radyodaki hikâyeler… Bu gibi gelişmeler her ne kadar farklı edebî türlerin radyodan sese dönüşerek yayılması ve radyonun sadece aktarıcı bir araç olarak kabul edilmesine yol açmış olsa da; aslında radyo yeni bir çehre ve yeni bir boyut kazandırmaktadır sese dönüşen edebî türlere. Julia Kristeva ve Roland Barthes’in 1960’lı yıllarda dile getirmiş oldukları edebiyattaki  Metinlerarasılık Kuramı, bu konuya yeni bir bakış açısı kazandırmıştır. Hiçbir edebî metnin kendisinden önce üretilmiş olan metinlerden bağımsız olamayacağı ve bu bağlamda edebî metinlerin tam anlamıyla orijinalliğe sahip olmasının mümkün olamayacağı iddiasına dayanan bu kuram; edebî metinler arasındaki geçişken ilişkinin detaylıca ele alınmasını mümkün kılmaktadır. Bu noktada radyoda sesin gücüyle yazılı metnin bir dönüşüme uğraması söz konusu olmaktadır. Edebî metin, klasik mecrasının kendisini sınırlandıran yapısal özelliklerinden kısmen de olsa kurtulmuş ve sesin etkisiyle birlikte daha da güçlü bir etki potansiyeline sahip olmuştur.

 

Yüzyıllar önce kaleme alınan bir deneme, öykü, roman ya da şiir, radyodan gelen gizemli sesle insanoğlunun hafızasında yeniden canlanma fırsatı bulabilmiştir.       

Bu potansiyelin radyo açısından kullanımı da çok yönlü bir şekilde gerçekleşmiştir. Radyo eğitici bir misyonla edebiyatın çok çeşitli türlerini kendi mecrasında yeniden ele almış, işlemiş ve yine çok yönlü bir dinleyici kitlesini kısa zamanda aktararak bu kitleyi etkisi altına almıştır. Bu sayede yüzyıllar önce kaleme alınan bir deneme, öykü, roman ya da şiir, radyodan gelen gizemli sesle insanoğlunun hafızasında yeniden canlanma fırsatı bulabilmiştir. Radyodan gelen bu gizemli ve etkileyici sesle birlikte; yerle yeksan olmuş hatıralar yeniden gelir akla, günlük hayatın bunaltıcı yoğunluğunda. Bu sayede bir klasik eser tiyatroya dönüşebilmekte, çeşitli şiirler sesin büyüleyici gücüyle aktarılabilmekte ya da bir köşe yazısı paylaşılabilmektedir; kısa zaman içinde dinleyiciyle. Bu bağlamda radyo; eğiten ve bilgilendiren bir misyonu, edebî türlerin çeşitli örneklerini de kullanarak paylaşabilmektedir insanla. Aynı zamanda radyo; modern zamanların eskimeyen yeni iletişim aracıdır esasında. Yenidir çünkü büyük kalabalıklara ulaşmak için dijital teknolojinin bütün imkânlarını kullanmaktan geri kalmaz. Her dile, her bölgeye, her kültüre ulaşabilmektedir artık kullanılan dijital teknolojiler sayesinde. Gelenekseldir çünkü bütün içeriğinde tarihselci ve gelenekselci bir anlayışın izlerini taşımaktadır.

 

Özellikle radyo, kısa sürede sihirli bir kutudan yayılan büyülü bir ses gibi kuşatmıştır her anını hayatın.

Bu bağlamda radyonun modern insanın günlük hayatındaki yeri hem çok yönlü hem de kalıcı bir özelliğe sahip olagelmiştir. Bu gibi detaylar göz önüne alındığında, radyo içeriğinin ağırlıklı bir bölümünü oluşturan edebî türler, Kristeva ve Barthes’ın teorisinden de destek alarak bir aktarıcı olmak yerine çok yönlü bir misyonu da yerine getirmektedir. Sağladığı çok yönlü içerik potansiyeli ile dinleyici kitlesinin bilgi ve kültür birikiminin, düşünce ve duygu dünyasının gelişmesine katkıda bulunmaktadır. Aynı zamanda sunmuş olduğu çeşitli edebî tür örnekleri ile kişiler arasındaki ilişkilerde olumlu alışkanlıklar kazandırılmasına ve etkin bir iletişim becerisine sahip olunmasına da yardımcı olmaktadır. Bu konuyla ilgili en iyi örnek kuşkusuz radyo tiyatrolarıdır. Uzun yıllar dinleyiciyle buluşan bu program türü, esasında tam anlamıyla edebî bir türün sesin gizemiyle bütünleşerek dinleyiciye ulaştırılmasıdır. Radyo tiyatroları sayesinde bu güne kadar yüz binlerce insanın edebî şaheserlerle tanışması mümkün olmuştur. Dünya klasiklerinden Türk klasiklerine, şark edebiyatının güzide eserlerinden modern edebiyat örneklerine kadar çok çeşitli kategorilerden eserlere ulaşabilen dinleyiciler, hem bireysel hem de toplumsal anlamda önemli bir birikime ulaşma imkânına sahip olmuşlardır. Suç ve Ceza’dan Reis Bey’e Çalıkuşu’ndan Bin Bir Gece Masalları’na kadar çok çeşitli bir edebî içeriğe kısa zamanda ve çok yönlü bir ortam seçeneği içerisinde ulaşabilen dinleyici, bir anlamda kendisini bir aydınlanma süreci içerisinde bulmuştur. Bu aydınlanma süreci edebiyatın sınırlılıklarını da aşarak, entelektüel bir seyahate dönüşmüştür radyo tiyatroları sayesinde. Aynı zamanda insanların edebî hafızasındaki büyük boşluğu bu sayede doldurma çabasına giren radyo tiyatroları, modern insanın zamansal ve mekânsal anlamdaki yoğunluğu arasında kendisine yer bulmayı başarmış da gözükmektedir. Radyo tiyatroları uzun yıllardır radyolar bünyesinde varlığını devam ettirebilen yegâne program türlerinden biri olarak, tarih sahnesindeki yerini almış ve kendisini kabul ettirmiştir. Bu program insanların okuma alışkanlıklarından, dünyaya bakış açılarına kadar pek çok yönden kişisel gelişime katkı sağlamayı başarabilmiştir.

Radyonun temel içerik kaynağı olarak görülen edebî eserlerin ve türlerin radyo üzerinde kitlesel ve çok yönlü bir etkiye kavuştuğu tartışılmaz bir gerçektir. Fakat bu süreçte radyoyu sadece bir aktarım aracı olarak görmek de bir o kadar yanlış ve eksik bir değerlendirme olacaktır. Çünkü radyo; metinsel olarak ele aldığı edebî eseri, sesin gizemli etkisiyle de bütünleştirdikten sonra aktararak yeni bir türün ortaya çıkmasını sağlamaktadır. Hem postmodern edebiyat akımları hem de Metinlerarasılık kuramı bünyesinde karşılık bulabilen bu yaklaşım, radyonun edebî türler üzerinde önemli bir dönüşümü başlattığının da açık bir göstergesidir.