Yrd. Doç. Dr. Abdulkadir Gölcü

Yrd. Doç. Dr. Abdulkadir Gölcü

Yrd. Doç. Dr. Abdulkadir Gölcü

Radyo Yayıncılığının Eğitim Ekseninde Dönüşümü

Yrd. Doç. Dr. Abdulkadir Gölcü

Selçuk Üniversitesi İletişim Fakültesi

 

        İki büyük dünya savaşı boyunca dönemin en etkin propaganda aracı olarak kullanılan radyo; kitleleri etkileme yönündeki başarısını, kitlelerin düşüncesini şekillendirme ve düşüncenin yaygınlaşmasını sağlama konusunda da göstermiştir.           

Bir kitle iletişim aracı olarak radyo, 1890’lı yılların sonlarında insanoğlunun hayatına askeri amaçlar doğrultusunda girmiştir. Tarihin akışı içerisinde çeşitli dönüşüm süreçlerine maruz kalan radyo, modern zamanlara çok kapsamlı bir misyonla ulaşmayı başarmıştır. Kendi özgün doğası ve teknolojik yapısı ile oldukça esnek bir mobilizasyon potansiyeline sahip olan radyo, kısa zamanda insanoğlunun sürekli elinin altında bulunan ve birçok ihtiyacına karşılık veren sihirli bir kutuya dönüşmüştür. Radyo içerik yönünden gazete ve dergi gibi geleneksel yapılara sahip kitle iletişim araçlarına kıyasla, çok yönlü ve dönüşüme yatkın içerik yapısı sayesinde, kendisini sürekli dönüştürebilen bir potansiyeli sürdürmeyi de başarmıştır.

Özelikle 1930’lu yılların ortalarından itibaren canlı yayın teknolojilerinin radyo yayıncılığında kullanılmaya başlanması, radyonun toplumsal düzeydeki etki gücünü daha da pekiştirmiştir. Başlangıçta haber veren ve eğlendiren bir misyonu üstlenen radyo, I. Dünya Savaşı sonrasında toplumlar üzerinde kitlesel düzeyde etki gücüne sahip olduğunu çeşitli olaylarla da göstermiştir. 1938 yılında Amerika’da yaşanan ve Orson Welles olayı olarak bilinen bir sosyal infial durumu, radyonun kitlelerin konsolidasyonunda ve mobilize olmasında ne kadar etkili olduğunu kanıtlamıştır. Bu ilginç olay, radyo yayıncılığı açısından köktenci bir dönüşümün kırılma noktası olarak kabul edilmiştir.   Bu durum radyonun farklı amaçlar doğrultusunda kullanılabileceği düşüncesini de güçlendirmiştir. Bu süreç sonucunda radyo yayıncılığı, çeşitli konu başlıkları üzerinden yeni ve daha kapsamlı bir yayın anlayışına geçiş evresinin ilk hamlesini gerçekleştirmiştir. İki büyük dünya savaşı boyunca dönemin en etkin propaganda aracı olarak kullanılan radyo; kitleleri etkileme yönündeki başarısını, kitlelerin düşüncesini şekillendirme ve düşüncenin yaygınlaşmasını sağlama konusunda da göstermiştir. Bu bağlamda radyo yayıncılığı, dünyada yaşanan gelişmeler ışığında konu ve amaç bazlı bir dönüşüm sürecini tecrübe etmiştir. Bu dönüşümün belirgin olarak hissedildiği konulardan birisi de kuşkusuz eğitim-öğretim başlığı altında ele alınmalıdır. Geleneksel yöntemler kullanılarak gerçekleştirilmek istenen ve çok da başarılı olunamayan kitlesel eğitim sürecinde; radyo etkin ve kapsamlı bir eğitici misyonunu kısa zaman içerisinde üstlenmeyi başarmıştır. Toplumları siyasal süreçlerden haberdar ederken, onları bilgilendiren ve bu bilgilendirme sürecinde eğitici misyonunu fazlasıyla ön plana çıkaran radyo, 1950’li yılların sonunda yeni bir eğitim mecrası olarak kabul edilmeye başlanmıştır.

Radyo yayıncılığında yaşanan eğitim merkezli bu dönüşüm süreci kısa zamanda kitlesel bir beğeninin ve yoğun bir dinleyici kitlesinin oluşmasına neden olmuştur. Bu bağlamda radyo yayıncılığında yaşanan eğitim merkezli dönüşüm, eğitim süreçlerine birçok farklı uygulama ve anlayışı da dâhil etmiştir.

Bu süreçte özelikle Amerika ve bazı Avrupa ülkelerinde eğitim odaklı çok çeşitli program formatlarının hazırlanarak topluma sunulduğu bilinmektedir. Ekonomiden, tarıma, ticaretten, sanata, tiyatrodan, genel kültüre birçok farklı konu başlığı altında dizayn edilen yeni radyo yayıncılığı, eğitim merkezli radyo yayıncılığının geleneksel eğitim sistemine gerek nitelik gerekse de nicelik açısından çok yönlü katkısı olarak değerlendirilmiştir. Radyo yayıncılığında yaşanan eğitim merkezli bu dönüşüm süreci kısa zamanda kitlesel bir beğeninin ve yoğun bir dinleyici kitlesinin oluşmasına neden olmuştur. Bu bağlamda radyo yayıncılığında yaşanan eğitim merkezli dönüşüm, eğitim süreçlerine birçok farklı uygulama ve anlayışı da dâhil etmiştir.

Konuyu Türkiye özelinde ele aldığımızda dünyada yaşanan gelişmelere uyumlu bir tarihsel geçmişin olduğu görülmektedir. İlk radyo yayınının 1927 yılında yapıldığı Türkiye’de, eğitim alanında ilk yayın ise 1941 yılında gerçekleştirilmiştir. Dönemin koşullarında tarıma dayalı bir ekonomik yapıya sahip olan Türkiye, ilk eğitici radyo yayını da bu doğrultuda kırsal kesime yönelik olarak “Ziraat Takvimi Saati” isimli programla başlatmıştır. On yılı aşkın bir süre yayınlanmış olan bu program, kırsal kesimdeki üreticileri tarımsal konularda bilgilendirip eğitmek amacıyla hazırlanmıştır. Bu tür programlar sayesinde yaşanan mevsimin tarımsal özelliklerine, yetiştirilmek istenen ürünle ilgili bilgilere ve dönemine göre toprakların durumuna; tarla ziraatı, sebze ve meyvecilik, ekim ve dikim işleri gibi konularda detaylı teknik bilgilere radyo yayınlarında yoğun olarak yer verilmiştir. Kısa zaman içinde yoğun bir dinleyici kitlesine ulaşan bu programları İstanbul Radyosu’nun 1952 yılında başlatmış olduğu benzer nitelikli programlar takip etmiştir. Aynı doğrultuda Milli Eğitim Bakanlığı da yaygın eğitime önem verirken, kurmuş olduğu “Radyo ile Eğitim Merkezi” sayesinde de radyo yayıncılığını kitlesel eğitim sürecinde etkin olarak kullanmak istemiştir. Zaman içerisinde Türkiye Radyo Televizyon Kurumu’nun kurumsallaşan bünyesinde “Okul Radyosu”, “Radyo Tiyatrosu” ile “Yabancı Dil Dersleri” gibi çeşitli programlar üzerinden eğitim merkezli radyo yayıncılığı sağlam temeller üzerine oturtulmuştur.

Eğitim Merkezli Radyo Yayıncılığının Kazanımları 

Yüzyıllar boyunca sürdürülen ve ülkeden ülkeye farklı yöntemler üzerinden gerçekleştirilmeye çalışılan klâsik örgün eğitimdeki zorluklara; eğitim merkezli radyo yayıncılığı sayesinde kısa sürede ve çok çeşitli çözüm önerileri üretilmiştir. Bu noktada eğitim merkezli radyo yayıncılığı; eğitim süreçlerine hızlı, çok yönlü, detaylı ve yinelenebilir olma açısından birçok farklı özelliği kazandırmıştır. Bu özellikleri sayesinde radyo, nicelik ve etkileme yönünden eğitim süreçlerinde gelişme olarak nitelenebilecek sonuçların oluşmasına katkı sağlamıştır.

Gerçekten bir eğitici olarak radyo; başlangıçta askeri haberleşme aygıtı, propaganda aracı ya da eğlence amaçlı bir araç olarak kullanılmaya başlanmış olsa da, endüstriyel gelişmelerini tamamlamış ya da bu süreç içerisinde olan toplumlar açısından eğitici bir misyonu tam anlamıyla yerine getirmeye başlamıştır.

Eğitim merkezli radyo yayıncılığı eğitim süreçlerine eğitim-öğretim teknolojileri bağlamında da detaylı katkılar yapmayı başarmıştır. Özellikle farklı coğrafyalardaki büyük kalabalıkları aynı zaman diliminde ve aynı konuda buluşturabilen radyo teknolojisi, klasik eğitim teknolojilerinin aksaklıklarını ortadan kaldırmıştır. Bu sayede eğitim süreçlerini mekânsal ve zamansal sınırlılıkların kısıtlayıcılığından kurtaran eğitim merkezli radyo yayıncılığı, insanoğlunun gündelik hayatının her evresinde süreklilik arz eden bir eğitim kazanımı da sağlamıştır. Bu kazanımın yanında radyonun farklı alanlardan uzmanları eğitim verme amacıyla büyük kalabalıklarla buluşturması, toplumun farklı kesimlerindeki grupların doğru, etkin ve kaliteli bir eğitim sürecine ulaşabilmesini de mümkün kılmıştır. Özellikle eğitim süreçlerinde çeşitli eşitsizliklerin varolduğu, eğitim alma hakkının ya da imkânının eşit bir şekilde dağıtılmadığı toplumlardaki eğitim eşitsizliği durumu, eğitim merkezli radyo yayıncılığı sayesinde kısmen de olsa ortadan kaldırılabilmiştir.

Eğitim merkezli radyo yayıncılığı, eğitim kalitesinde dönüşüm ve yenilikçi bir anlayışın da benimsenmesini kolaylaşmıştır. Klasik eğitim süreçlerinin yenilikçi yönünün oldukça zayıf olması ve klasik eğitim kurumlarının yenileşmeyi yavaşlatan hantal yapısı çözümü zor bir sorun oluşturmuştur. Öte taraftan eğitim merkezli radyo yayıncılığı üzerinden gerçekleştirilen eğitim programları sayesinde birçok yeniliğin eğitim süreçlerine dâhil edildiği görülmüştür. Bu yeniliklerin yaygınlaştırıcısı ve öğreticisi olan klasik eğitim sistemi içerisinde yer alan eğiticilerin bile bu yeniliklerden haberdar olabilmesini eğitim merkezli radyo yayıncılığı sağlamıştır. Radyo ile verilen eğitimin niteliği dikkate alındığında, klâsik eğitimin tutucu oluşu, gelişmelere, ilerlemelere oldukça zor ayak uydurulabilir nitelikte olması gibi çeşitli nedenlerden ötürü, radyo ile yapılan eğitimin, toplumda var olan bilgi, tutum ve davranışları, beceri ve yetenekleri, değerleri aktarma yönünde de çok yönlü katkılar sağladığı görülmektedir. Bu noktada geleneksel eğitim sistemlerini tamamen gereksiz görmek doğru olmayacağı gibi, radyo gibi çeşitli kitle iletişim araçlarının eğitim-öğretim misyonunu göz ardı etmek de doğru değildir. Radyo yayıncılığında yapılan dönüşümün temel amacı eğitim merkezli bir bakış açısı ile gündelik hayat pratikleri içerisinde eğitim süreçlerinin sürekli kılınmasını gerçekleştirmektir.